“Zül celâli vel ikram” ismiyle Allah kahırdan mı lutfun zuhur ettiğini anlatmaktadır ?

“Zül celâli vel ikram” ismiyle Allah kahırdan mı lutfun zuhur ettiğini anlatmaktadır ?
O halde celâl nasıl tanımlanabilir ?

“… Meclisten birisi, herhangi bir kalbin çekirdeği aşk ola, nebâtı (yemişi) celâl ve cemaldir (kahır ve lutufdur), buyruluyor. Burada celâlin mânâsı nedir? diye soruldu:
“Celâl, Hakk’ın kahrı, bütün şekillerin, varlıkların ve vücûdun mânen eriyip, Allâh’ın tecellî (görünüşü) ve zuhûr (meydana çıkışı) yâni kendi yüce varlığının bekãsı (ölümsüzlüğü) demektir.” … SOH.2000/s.9

“… Semîha hanım:
Celâlimiz bizim nikãbımızdır (perdemizdir), onu keşfetmedikçe hiçbir göz dîdârımızın (sevgilinin, Allah’ın) nurlarını görmeye lâyık olmaz, buyruluyor.

Ken’an Rifâî şöyle devam etti:
“… Celâlden (kahırdan) maksat nedir? Seni cemâle (Allah’ın lutfuna, güzelliğine) kavuşturacak olan nurdur.”

Semîha Hanım:
O cemâlin kudreti, güzelliği tecellîsi, varlık yakıcı nûru… celâl, o cemâlin nikãbı (perdesi) olmuş… onu keşfetmedikçe cemal görünmüyor!
“Celâlden maksat, kudret, heybet, kahır ve azameti kibriyâdır.”

Sabîha Hanımefendi:
Celâl, uzaklaştırıcı bir tecellî değil midir?
“Senin demek istediğin gazaptır (öfkedir, hiddettir). Burada celâlden maksat, cemâlin heybetidir. Maamâfih (bununla birlikte) cemal tecellîsi ve lutf u ihsan (bağış) sûretinde de celâl yâni gazap olabilir.

Şöyle ki: Bir gün adamın biri, Hazreti Pîr’e kamçı ile vuruyordu. Kendileri de vuranın elini öpüyorlardı. Bu hâli gören bir kimse, Hazreti Pîr’den işin hikmetini sordu. Buyurdular ki: Biz onun elini öperek ondan kaçıyoruz. O ise bizi kamçılayarak bizden uzaklaşıyor.
İşte iki türlü uzaklaşma, iki türlü itiş…”

Hz.Ken’an Rifâî | Sohbetler

0