Vahdet-i vücûd ve Panteizm farkı

Vahdet-i vücûd ve Panteizm farkı

Hüsamettin Erdem vahdet-i vücûd ve panteizm farkını da yedi maddede
özetlemektedir. Bunlar kısaca şöyledir:

1. Vahdet-i vücûdda hem tenzih hem de teşbih vardır. Allah zâtı itibariyle aşkın zıfat ve isimleri itibariyle içkindir. Panteizmin gerek acosmiste gerekse pancosmiste şeklinde ise sadece teşbih vardır,
Hakk’ı tenzih yoktur. Çünkü Allah yaratılanların içkin sebebidir. Bunlardan birinci şekil panteizmde “Yalnız Allah hakîkattir” derken âlemi onda mündemiç kılmakta, ikinci şekilde “Yalnız Âlem
hakîkattir” diyerek Allah’ı âlemde mündemiç saymaktadır. İki ekol arasındaki en temel farklılık da buradadır.

2. Diğer esaslı bir ayrılık noktası da birinin tamamen dînî kaynaklı, naslara dayalı, dinî tecrübe ve kalbî mükâşefe ile yaşanır olmasıdır. O akılla kavranamaz, yaşanan bir tecrübedir. İkincisi ise Hindistan’dan Avrupa’ya geçmiş tamamen felsefî bir meslek olmasıdır. Hayatın somut boyutundan tamamen kopuktur.

3. Her iki doktrinde de Allah’ın sıfatları konusunda farklı yaklaşımlarmevcuttur. İbnü’l-Arabî ehl-i sünnetçe kabul edilen bütün zâtî ve subûtî sıfatları kabul eder, bunları Kur’âna ircâ ederken Spinoza bu sıfatlardan sadece “düşünce ve yer kaplama”yı bildiğini, bütün varlığın da bu iki sıfatların eseri olduğunu söyler.

4. İki ekol arasındaki bir diğer fark varlıkların oluştaki farklılıkları ile ilgilidir. Panteistler zuhûru zaruri sayarlar ve Allah’ın irâde sıfatını inkâr ederler. Tanrıyı ve âlemi insan sûretinde tasavvur ederler.Halbuki İbnü’l-Arabî’ye göre Allah yaratıkların hiçbirine benzemez. Zâtı da yaratıklar tarafından kavranamaz. İlâhî bilgi ve zâtı bir sayan İbnü’l-Arabî şuurlu bilgi sebebiyle O’nun âlemi isteyerek ve dileyerek kendi iradesi ile yarattığını söyler.

5. Vahdet-i vücûd ve Panteizm arasındaki bir başka fark din, şerîat, ibadet ve âhiret hakkında ortaya çıkmaktadır. Panteistler ilâhî dine, emir ve yasaklara, ibadetlere, dînî merasimlere, âhiret ahvaline önem vermezler.

6. Vahdet-i vücûd inancında ilâhî zât mertebesi mutlak bilinmeklik (gaybü’l-gayb)tir. İkinci mertebede sıfatlar âlemi söz konusu edilir. Burada da herhangi bir ihtilaf yoktur. Penteistlere göre ise zaten âlem ile aynı olan tanrının sıfatlara ihtiyacı yoktur. Spinozaya göre de sıfatlar cevherin zât ve hakikatını teşkil etmektedir. Böylece panteistler arasında bir görüş birlikteliğinden söz edilemez.

7. Vahdet-i vücûda göre eşyanın kendisi de taayyünler de hak değildir. Hak haktır, eşyada kendi zâtında eşyadır.Halbuki panteistler her mertebede Allah’ı eşyanın hakîkatı ve kendisiyle aynı sayarlar.

Müellifimiz Erdem, ‘vahdet-i vücûd bir panteizm midir’ ismiyle açtığı başlıkta ise bunu olumlayan ve olumlamayan müelliflerin kanaatlerini aktarır, kanaatine katılmadıkları hakkındaki görüşlerini belirtir. Başlangıçta batıda vahdet-i vücûd kavramını karşılayacak başka kavram olmadığından birazda dikkatsizlikten birbiri yerine kullanıldığını, kullananların hemen hepsinin batı kültürü ile yetişmiş çevrelerden geldiğine dikkat çeker. Vahdet- i vücûdu panteizmden ayırmak isteyen Muhammed İkbal ve benzerleri bunun yerine “Panteist sûfilik” tabirini tercih ettiklerini ama bununda yanlışlığı
izale etmediğini belirtir.

İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi (İbnü’l-Arabî Özel Sayısı-2), yıl: 10 [2009], sayı: 23

1