Sülûkun Mertebeleri / Zühd

Sülûkun Mertebeleri / Zühd

Zühd; bütün isteklerden, özellikle eşyaya ait isteklerden vazgeçmektir. Dünyadan ve onda olandan, dünya malına muhabbetten yüz çevirmektir.

Avamın zühdü Allah’a yaklaşmak içindir. Mertebeyi iradede olanlar zühd sayesinde kemâle erişir. Kemâle erişenler sahip oldukları bir önceki dereceyi çok aşağıda görerek bir üst mertebeye ulaşmak için, dünyaya ve masivâya ait herşeyi terkederek tecrid olurlar.

Böylece Hakk’a yaklaşmaya yol bulurlar. Ve müridler nefislerini masivâdan tecrid etmekle cemiyyet-i batına vâsıl olurlar. Ehass-ı havasın zühdüne gelince, bunların gözleri Hakk’ın şühuduyla doludur; Ve gözlerinde Hakk’tan başkasına yol yoktur. O’nun içindir ki onlar baktıkları şeye Hak nazarıyla bakarlar. Onların gözünde bu dünyanın çöp kadar bir değeri yoktur.

Resûllulah efendimiz bunları işaret eder mâhiyette şöyle buyurmuştur: “Eğer Allah’ın indinde dünyanın bir değeri olsaydı, hiç bir kâfire ondan bir içimlik dahi su içirmezdi.”

Şeyh hazretleri, Beyâzıd hazretlerinden naklen Futûhat’ında şöyle buyuruyor.

“Beyâzıd-ı Bestâmî hazretleri şöyle buyurdu: Ben üç gün zühde girdim.

Zühdümün birinci günü dünyaya yüz çevirdim,

ikinci günü ahirete ait zühde girdim.

Üçüncü günü ise, bütün masivâdan yüz çevirip zühde girdim. Bunun üzerine Rabbim bana nida ederek; “Ne istiyorsun ya Beyazıd” buyurdu. Cevaben şöyle dedim: istememeyi istiyorum. Zira ben muradım sen mürîd’sin”. Çoğu talebe buna benzer kelam ve sözleri öğrenmekle kemale erdiklerini zannederek; dünyanın kendilerine göre bir hiç olduğunu söylüyorlar.

Oysa ki hemen akabinde bir şeyleri kaybolsa veya fevt olsa üzülüyorlar. Ama hakk-ı kemal sahiplerinin şanı ise; isterse bütün dünyâya malik olsun ve elindeki herşey bir anda fevtolsun, bundan dolayı asla üzülmemelidirler. Sâlikin bu mertebeye ulaşabilmesi için hem maddî ve hem de manevî çoğu şeyi terketmesi icap eder.

Sâlikin hususiyetle dikkat etmesi gereken hususlardan bir tanesi de haram olduğu belli olan şeylerin haricinde bir de şüpheli olan şeylerden sakınmasıdır. Ve bu nevi şüpheli şeylere meyil ve muhabbet göstermemesidir. Zira şüpheli olan şeylere meyleden mal ve servet sevgisini bir kenara bırakıp, sâlikin elinde bulunan mallarından infak etmesi gerekir. İbnü’l-Fârız hazretleri; “Kolay, sade ve halk namına olan bir hayatı yaşamanın yolu, Allah yolunda infak etmektir” buyurmuşlardır.

Bundan sonra sâlike lazım olan; âcile olan zevklerini ve lezzetlerini ve Hûda’dan başka mâsiva hükmündeki herşeyi terketmesi ve kalbinde Hûda’dan gayrisine muhabbet duymamasıdır. İşte bu düsturlar üzere olursa büyüklerimizden olan meşayih-i kiramın ve kemal ehlinin aldığı gönül lezzetini alır. Ve onların mertebesini bulmuş olur. Ve ariflerin zühdüne vâsıl olmuş olur. Zira zühdün üç derecesi vardır.

Birincisi, avamın zühdü. İkincisi, havasın,üçüncüsü ise ariflerin zühdü.

Avamın zühdü haramı terketmektir. Havasın zühdü, zaruret üzerindeki ihtiyacı terketmektir. Ariflerin zühdü ise, mâsivâullâhı terketmektir.

Bir kimse Allah’tan gayrı olan mâsivâya ait muhabbeti atarak kalbine yalnızca Allah sevgisini yerleştirmişse; o kimsenin mülkü altında ne kadar zenginlik olursa olsun, o kimseye menfi yönde zarar veremez. Zira o kimse kalbini Huda’ya bağlamıştır.

Bu neviden misaller çoktur. Meselâ; Hz. İbrahim’in malı mülkü çoktu ama bu mal ve mülk onun kalbini, Hûda’dan koparmadı. Hz. Süleyman ve evliyaullahdan nicelerinin bol serveti, tahtları ve tadarı olmasına rağmen, onları Allah’a boyun eğmekten alıkoymadı. Ve malları kendileriyle Al-lah (cc) arasına perde olmadı.

Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde; “Senin helakin sevdiğin şeydendir. O sevdiğin şey ise dünyadır” buyurmuşlardır,

Hz. Mevlânâ Mesnevi’sinde bu mevzu’a münasip şöyle buyurmuşlardır:

Dünya nedir? Allah’tan gafil olmaktır.
Kumaş, para, ölçüp tartarak ticaret etmek
ve kadın; dünya değildir.
Mal mülk sevgisini gönülden sürüp çıkardığındandır ki
Süleyman ancak yoksul adını takındı.

Minhacü’l Fukara
İsmail Ankaravî Dede

Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe

0