Tevfiz Nedir ?

Tevfiz Nedir ?

Allah u Teala, âl-i firavn’ı anlatırken Kur’an-ı Kerim’inde şöyle buyuruyor: “İleride size söylediklerimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a bırakıyorum. Şüphesiz ki Allah, kullarını çok iyi görendir.” (Mü’min, 44)

Hakikî bir sâlike lazım olan şey, onun her hâlini ve kârını Allah’a tefvid (havale) etmesidir. Tefvid, tevekkülden daha efdaldir. Zira mânâ itibariyle de olsa tefvid tevekkülden daha geniş mânâları muhtevidir. Tevekkül, sebebin vuku bulmasından sonra hâsıl olur. Oysa tefevvüd hem vukuundan önce ve hem de sonra hâsıl olur.

Tevekkülün, sebebin vukuundan sonra hâsıl olmasına misal: Kur’an-ı Kerim’deki ifâdeye binâen Yakup (a.s.) oğullarına şöyle dedi: “Ey oğullarım! Mısır’a girerken hepiniz bir kapıdan girmeyiniz. Ve her biriniz ayrı ayrı kapılardan giriniz. Ve ben size, Allah’tan gelecek birşeyi defetmeye kadir değilim. Zira hüküm yanlızca Allah’ındır. Ve ben ona tevekkül ediyorum.”

Yani ona sizin adınıza sığınıyorum ve sizi ona emânet ediyorum demektir. Bu tevekkül, sebebin vukuundan öncedir. Bir misal de sebebin vukuundan sonra hâsıl olan hâle verelim.

Resulüllaht(sav) Ashâbıyla beraber iken kendilerine âyet-i kerimenin ifadesiyle şöyle denildi: “insanlar, onlara: ‘Düşmanlarınız size karşı ordu topladı. Onlardan korkun” dediklerinde bu, onların imanını artırmıştır ve şöyle demişlerdir: ‘Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.'” Tevekkül, sebebin vukuundan sonradır. Sebep ise müşriklerden, Allah’a sığınmaktır.

Tefevvüde misal verecek olursak, Hz. Peygamberimiz(sav) yattıkları yerden şöyle buyururlardı: “Allahım! Kendimi sana emânet ve teslim ediyorum. Sırtımı sana dayıyorum. Ve işlerimi sana havale ediyorum.” Bu sebeplerin vuku bulmadan önce hasıl olan tefevvüde misaldir. Sebebin vukuundan sonraki tefevvüde misal ise, âyet-i kerimede buyurulduğu üzere âl-i firavnı anlatırken: “Ben işlerimi Allah’a bırakıyorum” diyen mü’min kimsenin tefevvüdüdür.

Buradaki sebep, firavn’ın korkusudur. Tefevvüd ile tevekkül arasında, umum ve husus yönünden fark vardır. Tevekkül ehass’tır. Tefevvüd ise eamdır. Ve bu haliyle tevekkül, tefevvüdün bir şubesi durumundadır. Tefevvüd her yönüyle, tevekkülden mânâca daha üstündür ve geniştir. Sâlike yakışan ve lâyık olan da tefevvüddür. Zira sâlikin bütün kuvvetini ve kudretini Allah’ın isteği istikametine bahşetmesidir. Ve onun tasarrufuna boyun eğmesidir. Kendini Hakk’ın rızâsı için kendi tasarrufundan tahliye eder ve Hakk’ı tasarruf etmesi yönünde kendisine yegâne dayanak ve hükümran ittihâz eder. Ve her murad ettiği şeye rızâ gösterir.

Tevekkülde ise, kişinin istekleri ve menfaati doğrultusunda Hakk’ı vekil tayin etme durumu sözkonusudur. Burada cür’et ve sû-i edep (edepsizlik) söz konusudur. Onun için tefevvüd tevekkülden menduptur. Evliya ve enbiyânın tercihleri de bu meyanda olmuştur. Ve, “Sevgiliden (Allah’dan) gelen herşey bize sevimlidir.” demişlerdir.

Minhacü’l Fukara
İsmail Ankaravî Dede

Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe

0