Tevekkül Nedir ?

Tevekkül Nedir ?

Abbâs(ra)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resûlullah(sav) efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Ümmetimden yetmişbin kişi hesapsız olarak cennete girecektir. Bu kimseler, büyü yapmayan ve başkalarının söylediklerini te’vil edip abartmayan ve Rabblerine tevekkül eden kimselerdir.”

Şeyh hazretleri şöyle buyurdular: “Tevekkül iki kısımdır.

Birincisi âmm; ikincisi hâss.

Âmm olan tevekkül, kişinin herşeyde müessir olanın Allah olduğuna inanmasıdır. Meselâ, ateşin yakıcılığı, suyun akıcılığı, karın soğukluğu hep Allah’ın emriyledir. Bunun aksi asla sahih değildir.

Hass tevekkül ise, te’vil ve büyüyü bırakıp Allah’ın kendisi hakkında yazmış olduğu kadere teslim olmaktır.” Diğer bir mânâ ile tedbiri bırakarak tümüyle Allah’ın iradesine teslim olmaktır.

Zünnûn hazretleri bu hususta şöyle diyor: “Tevekkül, kulun tedbiri bırakıp kendini Allah’ın kudretinin eline terketmesidir. Tıpkı meyyitin (ölünün) kendisini yıkayan gassâl’a terketmesi gibi.” Yani kulun, bütün olacak şeylerin hâkimiyetini ve ayarlamasını Halikına bırakmasıdır tevekkül.

Şeyhü’l-İslâm hazretleri şöyle buyuruyor:

“Tevekkül, işlerin bütününü mâlikine terketmektir. Ve onun delâletine itimât etmektir.” Bu tevekkül avama en zor gelen tevekkül şekli olmakla beraber, havasa en zayıf gelen tevekküldür.

Avama zor gelmesinin sebebi, avamın esbaba tevessüle alışmış olmasından ve muhabbet duymasındandır. Bu muhabbetlerinden dolayı, sevmiş oldukları sebepler, kendileriyle Allah(cc) arasında perde olmuştur. Sebeplere olan itimatları, Allah’a olan itimatlarından daha fazladır. Onun için sebepleri terkedemezler. Ve tevekkül yoluna gidemezler. Zannederler ki, esbaba tevessül etmeden bir kâr edilmez. Ve sebepsiz hiçbir şey zuhur etmez. Halbuki sebep bir âlettir. Ama avam bunu böyle anlamaz. Onun için avama tevekkül zor gelir.

Sen çocukluğundan sebepleri görüyor, bilgisizliğinden sebeplere yapışıyorsun.
Sebepleri görüyor da müsebbibten gafil kalıyorsun.
Bu hakikati örten, müsebbibin yüzünü gizleyen sebeplere ondan meyletmektesin sen.
Sebepler gitti mi başına vurmaya başlar, ‘Aman Yarabbü’ demeye koyulursun.
Allah da sana “Hadi, yürü, sebebe git. Ne acayip şey; sen beni yarattığım sebepler için andın ha!” der.

Şeyh hazretleri Fütuhat’ında şöyle diyor:
“Tevekkül, kalbin Allah’a itimadıdır. Kalb sebeplere meyletmekle zayi olur. Sebeplere meyletmek ise nefsin şânındandır. Eğer kalb bu nev’i meyillerle hasta ise, esbaba tevessül etmekten asla ızdırap duymaz. Allah’a hakikî mânâda tevekkül edenlerin kalbi ise, gassal elindeki meyyit gibi, tamamıyla Allah’ın tasarrufuna ait kudretinin elindedir. Tıpkı efendisinin emrindeki köle gibidir. Bazılarının tevekküldeki hali, babasıyla oğlu arasındaki hale benzer. Ama tevekkülün havas katında en zayıf hali ifâde etmesi, “Her iş Allah’ındır” hükmüne binâendir. Havasa göre bütün mülk Allah’ındır. Ve her türlü sebepli sebepsiz hükümranlık ona aittir. Bu kanaate sahip olan havas hiçbir zaman vesile ittihaz etmez. Ve ondan gelen herşeye razı olur.”

Minhacü’l Fukara
İsmail Ankaravî Dede

Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe

1