Murakebe Nedir ?

Murakebe Nedir ?

Murakabe, kişinin kalbiyle Allah’ı(cc) mülâhaza etmesi demektir. Allah’ı kalbiyle mülâhaza etmek ise onu daima kendisine yakın hissetmek ve yaptığı her işte kendisini seyrediyor olmasını düşünmektir. Zira Allah u Teâlâ her yerde hâzır ve nazırdır.

Zira Allah u Teâlâ’nın iradesi ve müşahedesi dışında hiçbir şey vuku bulmaz.

Allah u Teâlâ(cc) bu mevzua münasip olarak şöyle buyurmuştur: “Ey Muhammed! Bizim şehadetimiz olmaksızın ne Kur’an’dan okuyabilirsin, ne de birşey yapabilirsin. Ve ey kullarım! Allah’ın gözetimi dışında amellerden hiçbir amel yapamazsınız. Siz bâtıla daldığınızda biz onu gözetiyoruzdur.”

Sâlike lazım olan, “Allah’ın her an kendisini gözetiyor” olmasına müdrik olmasıdır. Allah u Teâlâ bir âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: “Allah u Teâlâ(cc) o âsî ve kâfir olanları bilmez mi?” Yani bunun mânâsı, Allah kâfirin küfrünü ve müslimin teslimiyyetini görür. Ona göre azap veya mükafatını verir. Onun hakimiyetinde olmayan hiç bir fiil, eşya ve tasarruf yoktur. Âyet-i kerimenin hitabı hususi olmakla beraber şümulü umûmîdir. Bu âsi olanlara tevbe etmeleri yönünde bir uyarıdır. Zira Allah kimin ne yaptığını bilir.

Mü’minlere de ayrı bir hitap vardır. O da şudur: Ey mü’min kişi, boş ve yalnız kaldığın tenha vakitlerde, yapayalnız olduğunu zannederek sakın hataya düşme. Zira Allah(cc) seni görüyor. O halde ihlâs ile amel et. Hiçbir zaman başıboş olmadığını iyice anla. Meşayih-i Kiram bu hususta şöyle demişlerdir: “Rabbine âsî olduğunda şunu iyi bil ki, Rabbin her tarafta seni görür”.

Rivayet edildiğine göre Cüneyd-i Bağdadî hazretleri müridlerinden bir tanesine daha bir yakınlık ve alâka gösteriyordu. Bu hal diğer müritler arasında rahatsızlık yarattı. Ve “Niçin ona böyle davranıyor?” diye dedikodu etmeye başladılar. Derken bir gün Cüneyd hazretleri bütün müridânını toplayıp ellerine birer bıçakla tavuk tutuşturdu. Ve onlara şöyle dedi: “Gidin bunu kimsenin olmadığı bir yerde kesin getirin.” Herkes gidip bir tenha yerde tavuğu keserek getirdi. Ancak içlerinden biri elindeki tavuğu kesmeden geri getirdi. Bu mürid önceden Cüneyd hazretlerinin iltifat eylediği kimseydi. Cüneyd hazretleri ona niçin kesmediğini sordu. O da: “kesmek için hiç kimsenin olmadığı bir yer bulamadım. Zira her yerde Allah var” diye cevap verdi. Bunun arkasından Cüneyd hazretleri müridâna dönerek şöyle dedi.
“İşte bunu sizin üzerinize üstün tutmamın sebebi budur, işte Allah’ın her yerde var olduğunu idrak eden bir kimse, asla çirkin bir davranışta bulunmaz.”

Hz. Mevlânâ bu mevzuda şöyle buyurmuşlardır.

Allah herşeyi görür.
Bu görüş de daima seni korkutsun diye kendisine “gören” dedi.
Kötü sözlerden dudağını yumasın diye de kendisini “duyan” diye anlattı.
Korkasın da bir fesat düşünmeyesin diye “bilen” adını takındı.
Bu beyitlere münasip olarak Vâsitî şöyle der:  

“Murakabe kalbi kötü düşüncelerden alıkoymak, korumak ve zahirde de bâtında da Hakk’ı müşahede etmektir.”

Kâşânî de şöyle der:

“Murakabe, Hakk’ın sana olan şuhûdunun devamlı olmasıdır. Ve böylece senin de daima onu müşahede etmendir. Ve fiillerini bu müşahedeye göre ayarlamandır.

Ayrıca murakabe mertebesine ulaşanlara karşı hürmette kusur etmemek lâzımdır. Murakabe sahibi olan birisi daima, hürmetle ve muvazeneli olarak davranışlarını ayarlaması lâzımdır.

Minhacü’l Fukara
İsmail Ankaravî Dede

Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe

24