Regâib Kandili

Regâib Kandili

Türkçemizdeki rağbet kelimesi Arapça kökenli bir kelimedir ve mergûb, tergîb, râgıb, râgıba, regâib gibi kelimelerle aynı kökten, ragabe kökünden gelir. Rağbet etmek kelimesinin değer vermek, gereğini yerine getirmek, kıymetlendirmek, kıymetini izhar etmek gibi mânâları vardır. Regâib Gecesi de Allah’ın rağbet ettiği bir gecedir. Cenâb-ı Allah’ın bu geceye neden rağbet ettiğinin sebeplerini incelemek elbette mümkündür. Ancak Cenâb-ı Hakk’ın bu geceye rağbet ederken ki muradına intikal edemeyip, ki bu zaten mümkün değildir, sebebini anlayamadığımız bu rağbeti açıklarken yalan söyleyerek maddî bir sebep uydurmak Cenâb-ı Hakk’ın rağber ettiği bu geceye saygısızlıktır. Meselâ Regâib Kandili’nde gazetelere baktığımızda birçok gazetenin Resûlullah Efendimiz’in bu gecede ana rahmine intikal ettiğini yazdıklarını göreceğiz. Regâib gününde Resûlullah Sallallahû  Aleyhi Vesellem’in maddî dünyâyı teşrif ettiğini zannetmek senelerden beri cemiyetimizde devam eden bir yanlıştır. Maddî dünyâyı teşrif etmek denildiğinde hemen dünyâya doğmayı anlamamak lazım, çünkü anne karnındaki yavru da maddî dünyâya aittir. Maalesef bunun gibi yanlış bilgilerin sloganlaştığı, mükerrer hâle geldiği, altına karbon kâğıdı konulup çoğaltıldığı ve netîce olarak yükselmenin olmadığı bir ortamdayız.

Diğer mübârek zamanlar için olduğu gibi Regâib Gecesi bahsinde de zamanların, mekânların, kişilerin eşit olmadığını öğrenmemiz gerekiyor. Cumâ gününün Resûlullah Efendimiz’in tâbiriyle mü’minlerin bayramı olan özel bir gün olduğunu bilmemiz lâzım. İslâmî yaşayıştaki Müslümanların zaman algısı şimdiki zaman algısından değişiktir; gün ve gece isimlendirilmesi ikindi vaktinden ikindi vaktine değişir. Günlerin evvelâ gecesi sonra gündüzü gelir. Dolayısıyla Cuma gecesi, Perşembe ikindi vaktinde başlayan, Perşembe’yi Cumâ’ya bağlayan gecedir. Perşembe’yi Cumâ’ya bağlayan geceye Perşembe gecesi denmez; Perşembe günü akşamı ve Cumâ gecesi denir. Perşembe’yi Cumâ’ya bağlayan Cumâ gecesi ile Cumâ günü başlar ve ertesi gün ikindi vaktine kadar Cumâ günü devam eder. Ertesi gün ikindi vaktiyle Cumâ günü biter ve Cumâ günü ikindi vakti girince Cumâ Namazı kılmak düşer. Öyleyse Perşembe’yi Cumâ’ya bağlayan gece mübarek Cumâ gününün gecesi olduğu için mübarek bir gecedir.

Resûlullah Efendimiz Hazretleri bize, ayların ilk günleri ile tam orta günleri, yâni 13-14-15. Günleri oruç tutmayı tavsiye etmişlerdir. Efendimiz Sallallâhû Aleyhi Vesellem’in özellikle ayların başlarında ilk hilâli gördüğü zaman, hilâle bakarak uzun uzun ve çok duâ ettiğini, sıkça oruç tuttuğunu biliyoruz. Eğer Efendimiz ayın ilk günlerindeki orucu sıkça değil de her zaman tutsaydı bu oruç bizim için de müekked sünnet olurdu. İşte Efendimiz bize olan merhametinden dolayı, bu oruç bize müekked sünnet olmasın diye devamlı değil sıkça tutmuştur. Teheccüd namazı da Elendimiz’in her zaman yapmakla mükellef olduğu ancak bizim olmadığımız bir ibâdettir. Teheccüd namazı, Efendimiz’e farzdır ancak bu farz onun zâtıyla sınırlıdır. Her zaman teneccud namazı kılmak bizim için sünnet de değildir çünkü Resûl-i Kibriyâ Efendimiz’in bu fiilinin taklîdi bize yasaktır. Visâl orucu da yâni iki orucu birbirine ulayarak, akşam vakti iftar etmeden ertesi günkü oruca devam etmek, Efendimiz’in yaptığı ancak bize yasak olan bir ibâdettir. Efendimiz çok ince bir şekilde, “Siz benim beslendiğimle mi besleniyorsunuz.?” diyerek bu orucu bize yasaklamıştır. Burada Efendimiz’in doymaktan değil beslenmekten bahsetmesi inceliğine dikkat etmemiz gerekmektedir. Doymak bedene ait bir şeyken, beslenmek yemekle alâkalı değildir. Hava ve su ile de beslenilebilir.

Bu durumda Leyle-i Regâib, Receb ayının mübârekliğinin, ayların ilk günlerinin mübârekliğinin, Cumâ günü ve gecesinin mübârekliğinin kesiştiği mübârek bir gecedir ve herkesin ağzına sakız olan Resûlullah Efendimiz’in rahm-i mâdere intikali ile alâkalı değildir. Leyle-i Regâib’in Resûlullah’ın rahm-i mâdere intikali olduğunu düşünmek herşeyden önce saygısızlıktır. Resûlullah Efendimiz’in Hazret-i Adem’e kadar bütün ceddi Resûlullah Efendimiz’in beyanıyla Hanif’tir ve hiçbiri Allah’a şrk koşmamıştır. Resûlullah’ın ebeveynleri Hazret-i Abdullah ve Hazret-i Amine’nin aile hayatı hakkında bu nevi bir düşünce edepsizliktir. Ayrıca Resûlullah Efendimiz’in doğum tarihinden geriye doğru bir hesaplama yaptığımızda Regâib Kandili’nin Resûlullah Efendimiz’in rahm-i mâdere intikal tarihi olmasının imkânsız olduğu ortaya çıkmaktadır. Regâib Gecesi, Receb iyinin ilk Cuma gecesidir. Bu durumda Receb ayının ilk gününün haftanın hangi gününe denk geldiğine bağlı olarak, Regâib gecesi, Receb ayının birinci günü ile yedinci günü arasındaki herhangi bir tarihe denk gelebilir. Regâib Kandili’nin 1 Receb’e denk geldiğini varsayarak hesaplayalım: Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade, Zilhicce, Muharrem, Safer ve Rebîü’l-evvel. Bu hesaba göre 8 tam ay ve Rebîü’l-evvel’in 12’sine kadar olan süre de eklendiğinde 8 ay 12 gün yapar. Eğer Regâib Gecesi Receb ayının 7’sine denk gelirse bu süre 8 ay 5 güne kadar düşebilir. Bir bebeğin anne karnında geçirdiği süre 280 gündür. Her ne kadar halk arasında her ayın 30 gün çekeceği kabul edilerek bu süre 9 ay 10 gün şeklinde ifâde edilse de aylar bazen 29, bazen 30 bazen 31 gün çektiği için 9 ay 10 günlük süre 280 güne denk gelmez. Günümüzde tıp ilmindeki ilerlemelerle ve çeşitli müdahalelerle 8 aylık doğan çocuklar yaşayabiliyorken, o zamanın şartlarında bu mümkün değildi ve erken doğan bebekler ölüyordu hattâ bazen annelerinin de ölümüne neden oluyorlardı. İstisnaî bir hâl olarak 7 aylık doğan bebekler yaşayabiliyorken, 8 aylık doğumlar yaşayamıyordu. İşte yukarıda yaptığımız hesaba göre Resûlullah Efendimiz’in ne 8 ay 12 günlük ne de 8 ay 5 günlük doğması mümkün değildir. Resûlullah’in hiçbir şeyi îksik değildir. Dolayısıyla anne karnında geçirdiği süre de eksik değildir ve tam 280 gündür.

Regâib Gecesi’nin Resûlullah’in rahm-i mâdere intikal gecesi olduğunu düşünmek hem ebeveyn-i Resûlullah in aile hayatını bahse konu etmek açısından saygısızlıktır, hem de ilmî hesaba uymamaktadır. Peki durum böyleyken Regâib Gecesi’yle alâkalı Resûlullah Efendimiz’in ana rahmine intikali düşüncesinin kaynağı nedir diye düşünmeliyiz. Bu düşünce mübarek bir geceyi ündüzü veya bir kurumu illâ maddî bir meseleye bağlama yaniışlığımızdan ortaya çıktı. Diğer bölümlerde belirttiğimiz gibi bu nevi bir maddî nedene bağlama düşüncesi 12 Rebîü’l-evvel için de geçerlidir. 12 Rebîül-evvel, Resûlullah Efendimiz’in hem dünyâya hem âhirete doğum tarihi iken, Hicret sonlanıp Medine-i Münevvere’ye giriş tarihi iken. Cuma namazının farz olma tarihi iken, biz 12 Rebîü’l-evvel’in mübârekliğini sâdece Resûlullah Efendimiz in dünyâya intikaline yâni maddî bir sebebe bağlayarak konuşuyoruz. Öyleyse mübarek günümüzü ve gecemizi de bir maddî sebebe bağlamaktan vazgeçelim. Bu yanlışlık maalesef hâlâ devam ediyor ve ne Diyanet İşleri Başkanlığı, ne Müftülük, ne Bakanlık kısacası hiçbir resmî kuruluş bunun yanlış olduğunu söylemiyor.

Kaynak: Mübarek Vakitler, Ömer Tuğrul İnançer, Sufi Kitap Yayınları

0