Nefs-i Levvâme

Nefs-i Levvâme

Hakk’ın emirlerine kısmen uyan; men ettiklerinden ise bazen kaçınan kaçınamadığında pişman olan; kendini zaman zaman kınayan ve levm eden nefstir. Eğer nefs, gayr-i meşrû hareketleri icrâya hâkim değilse; kısmen terbiye görmüş ve emirlere de riâyet gösteriyorsa levvâmedir.

Bu mertebedeki nefs terbiyenin başlangıcını görmüş, tezkiyeden bir nasip almış ve şeriatın emirlerine itaat etmeyi istemiştir. Lakin henüz kendine hakim olabilme, kötü isteklerini tamamen reddedebilme arzusuna kavuşmamıştır. Öyle ise hasenatıyla mesrur, seyyiatıyla mahzun olan nefistir.

Hakk’ın emirlerine kısmen uyan; men ettiklerinden ise bazen kaçınan kaçınamadığında pişman olan; kendini zaman zaman kınayan ve levm eden nefstir.

Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Kendini kınayan (pişmanlık duyan) nefse yemin ederim (diriltilip hesaba çekileceksiniz).” 406

Nefs-i levvamenin seyri illallah (ancak Allah) tır. Alemi, berzah alemidir. Yeri, gönüldür. Hali sevgidir. Dayanağı, tarikatın erkan ve usullerine uymaktan ibarettir. Sıfatları kınama, heves, halka itiraz, yalvarma, temenna, gizli riya, makam sevgisi ve şehvettir.

Emmare nefsin bazı alışkanlıklarının kalıntıları yine bu nefiste vardır. Fakat bütün bu vasıflarla birlikte yine bu nefis hakkı hak, batılı batıl görür ve bilir ne var ki bu sıfatlarla huzursuzdur. Ne yapsın ki tamamen kendini bunlardan kurtarmaya gücü yetmiyor. Fakat şeriata karşı olan sevgisi fazla ve tarikata bağlılığı devamlıdır. Gündüzleri oruç tutmak, geceleri namaz kılmak ve sadaka vermek gibi salih amelleri vardır. Lakin bu nefse ucub ile gizli riya girer. Düşünceleri hatalıdır. Bu nefsin sahibi, insanların salih amellerini bilmesini ister. Amelleri insanlar için olmayıp, Allah için olsa da böyledir. İnsanlardan gizlese de amelleri için medh olunmayı ister. Bu arzudan da ikrah edip, rahat bulmaz. Onu tamamen kalbinden söküp atabilse, endişesiz, muhlis olurdu.

Allah şöyle buyuruyor: “Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir. ” 407

Nefslerin tezkiyesi ile alakalı cihad babındaki ayetler ve hadislerde açıkca görülüyor ki nefsin terbiyesi zaruridir. Ve çok mühim bir vazifedir. Zira nefis inat ve hiyanet kaynağı, şer ve cinayet madeni, enfüs ve afakta fitnelerin menşei, ale’l-ıtlak zulmün zuhurunun sebebidir. Ruh sultanı, akıl veziri ve kalp müftüsünün aralarında ittifak hasıl olsa nefsani ve tabi kuvvetlerden muhalefet ve şikak kalkar, gider.

Muhbir-i sadık olan, Peygamber-i zişan sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz hazretleri: ” … şimdi küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz” buyurmuşlardır. 408

Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz hazretleri diğer bir hadis-i şeriflerinde: “Gerçek mücahid nefs-i emaresiyle cihad eden kimsedir” buyurmuşlardır. 409

İbni Ata demiştir ki: Nefsin cibilliyetinde su-i edeb vardır. Halbuki kul edebe mülazemet etmekle memurdur. Nefis, tabiatı icabı meydan-ı muhalefette, Allah ve Rasulünün emirlerine muhalefet etmekte burnunun dikine gider. Kul gücünün yettiği kadar kötü isteklerini reddetmeye çalışmalıdır; nefsinin dizginini bırakmamalıdır; aksi takdirde onun fesadında ortak olmuş olur.

Cenab-ı Hak buyuruyor: “Onun için sen bizi zikretmekten yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden yüz çevir. ” 410

Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Ümmetim için en çok korktuğum, nefislerinin hevasına tabi olmaları ve tulu emel peşine düşmeleridir.”411

Ebu Hafs el-Haddad demiştir ki: “Bir kimse nefsini devamlı töhmet altında tutmaz, her halinde ona muhalefet etmez, bütün günlerinde onun hoşuna gitmeyen hayırları icra eylemezse aldanmışlardan olur.”

Müminin haline göre kabz ve bastı nefs-i levvameden kaynaklanır. Kalp sahibi ki kalbe ait vasıfların üzerinde bulunmasından dolayı nuranı bir hicab nefis sahibi olan kimse de, nefse ait sıfatların bulunması dolayısıyla zulmani bir hicab altındadır. Kalpten yükselip hicablardan kurtulduğu zaman, hiç bir hal ona hükmedemez. İşte o zaman kabz ve bastın etkisinden sıyrılmış olur. Kişi kalpten yükselip nurani hicabın varlığından kurtulduğu, kalp ve nefse ait hicablar olmaksızın kurbiyyet makamına erdiği zaman ne kabz, ne de bast haline düşmez. Fena ve beka makamından vücuda döndüğü zaman nurani varlık olan kalbe döner. O takdirde kabz ve bast da kendine dönmüş olur. Fena ve beka makamına erdiği zaman kabz ve bast yoktur.

Nefsi emmarenin Kibir, riya, gadab, haset, cimrilik, mal sevgisi hubb-ı riyaset gibi yedi mezmum sıfatı vardır. Cehennemin de yedi kapısı vardır: Cehennem, Leza, Hutame, Salr, Sekar, Cahım, Haviye Kim nefsini bu kötü sıfatlardan temizlerse Cehennemin bu yedi kapısı ona kapanır. Ve Cennete girer.

Bunlar için bir endişe var ise yalnız azl ve nasb düşüncesidir. Azl makamlarından uzaklaştırılma, nasb ise, bir makamdan başka bir makama tayin edilmesidir.

Hak yolun yolcusu, nefs-i levvame makamında iken, şeytan onu yolundan çevirmek için gelir, ona yaptığı salih amellerini, iyi işlerini süslü gösterir; kalbine ucub getirir. İşte salik amel yolundan, ucub ile dolup, nefsini beğendikten sonra, şeytan ona suret-i Hakk’tan gelen “İlimden maksat amel etmektir. Sen salih amelleri yapabiliyorsun. ,O halde ilim öğrenmene, alimlerle sohbet etmene, vaaz dinlemene ihtiyacın kalmamıştır. O sana vaazü nasihat eden alim, keşke kendi nefsine söz geçirip, öğüt alsa ve senin amelinin onda biri kadar amel yapsaydı, hakiki kurtuluşa ererdi” der. Böylece ucub kendine yerleşince, kendini büyük, başkalarını küçük görüp, insanlara sui zan eder. Sonunda kötü huylu olur ki kimseden bir nasihat kabul etmez. Aklına göre ibadet edip, cahillik karanlıklarında helak olur. Sonra bu salike yine der ki: “Sana insanların hüsn-i zannı vardır. Amelle işlerini iyi yap ki, sana uysunlar, bununla kat kat sevaplara kavuş.” Salik bu niyetle amelini güzelleştirirse illetli olur. Sonra bu lain, salike der ki: “Sen ibadeti gizli yap. Çünkü Allahu Teala gizli yapılan ameli kabul edip, seni sever. İnsanlar da ihlasını öğrenip seni severler.” İşte salik bu söze uyar ve insanların kendisini sevmeleri arzusuyla, amelini gizlerse riyaya düşer de haberi olmaz. Şeytanın aldatma yolları çoktur. Elinden gelirse salikin amelini bozar. Bozamazsa kalbine o amelden efdal bir amel getirir, fakat salikin o ameli yapacak kudreti yoktur. Lakin ikinci am eli ona güzel, kolay gösterir.

Böylece buna başlayıp, birinci amelden geri kalır. Ne var ki onu da tamamlayamaz. İkisinden de mahrum olur. Mesela şeytan, salike der ki: “Sen Allahu Tema’yı ve Rasulunu nasıl seviyorum diyebilirsin? Çünkü ne Kabe’yi tavaf eder ne Ravza-i Mutahhara’yı ziyarete gidersin. Bu tembellik ve ihmal sevgi ile bağdaşamaz. Sana layık olan, Hakk’ a tevekkül edip, Beytini hac ve Habib’ini ziyaret sevabını almandır.” Salik bu vesveseye kulak verir, azıksız, binek hayvanı olmaksızın, fakir olarak hacılar kafile si ile Kabe’ye doğru çıkarsa, yol zahmet ve yorgunluğundan bedeni gidemez hale gelince evrad ve ezkarı kaçırıp kalbinde melal bulunca şeytan ona der ki: “Nefsine haksızlık ve zorluk edip de yapamayacağın kadar yüklenme. Namazın kazaya kalsa da, Mekke’ de kılarsın. Taassup yönüne gitme.” İşte bu salik, acizliğinden şeytanın bu sözüne uyarsa, farzları kılmakta da gevşek davranır. Açlığı ve susuzluğu bastırıp, ahlakı kötüleşince, yine şeytan ona der ki: “Hak Teala haccı zenginlere farz etmiştir. Senin gibi fakir o Beyt’e nasıl gider? Şüphe yoktur ki seni hac yoluna gönderen istek, ancak şeytanın vesvesesidir.” O zavallı, şeytanın bu sözünden üzülüp, pişman olur. Kazaya razı olmayıp, kalbi kararır, insanların gıybetini yapıp, ayıplama, saldırına ile ırzlarına dil uzatıp, onlara düşmanlık eder.

Zira hac yolunda ona ne kimse sadaka verir, ne de iltifat edebilir. O halde kafileyi mahşer yerinin halkı gibi bulup, herkes kendi nefsinin kaygısında olduğundan, o, gıda, yiyecek içecek peşinde olup hac ve ziyaretten nasipsiz kalır. Bir payalsa da bin bela ile alır. Halbuki önceden memleketinde iken, gönlü rahat ahlakı iyi idi. Halim selim idi. İnsanları kendine tercih eden cömert ve kerem sahibi idi. Hac yolunda başına gelen korkunç hallerden ahlakı kötü, göğsü dar olup, nefsi bahil, haris ve leim oldu. İşte bu salik hacca gitmekle kendi yolundan kalıp, başına bu kadar belalar gelince, şeytan onun yolunu kesmekle arzusuna kavuşur. Hak Teala’nın yardımı o salike erişir ve şeytanın bu tür hile ve aldatmalarından kurtulursa, şeriatın edepleri, tarikatın usülleri ve yüksek himmetle salik olur ilerler. Böylece nefs-i mülhime olup diğer makama kavuşur.

405 Hadis-i Kutsi, Buhari, Tac. Terc. e.5, s. 722, H.No: 1124

406 Kıyamet Suresi, Ayet 2

407 Şems Suresi, Ayet 9-10

408 Beyhaki

409 Tirmizi, Ahmed bin Hanbel, Ramuzu’l-Ehadis, cilt.ı, sayfa. 233-4

410 Necm Suresi, Ayet 29

411 İbni Adiy, Cabir radıyallahu anh’ dan rivayet olunmuştur.

Kaynak: Marifet-i İlahiyye Tarikat-ı Aliyye; Sayfa (273-274-275-276-278-279-280)

0