NEFS-İ EMMÂRE

Nefs-i emmâre, çok emreden, istediğini yaptıran nefs anlamındadır. Nefs-i emmârenin boyunduruğundan kurtulmak ve yukarıda belirtilen merhalelerin aşılması için yirmi dört sâatte bir yapılması lâzım olan çalışmalar şöyle sıralanabilir.

Günlük beş vakit namaz kılındıktan sonra ayrıca:

–      Nafi’le hükmü ile, iki rek’ât Mi’râc namazı niyyetiyle kılınır.

–      Tebâreke-Mülk Sûresi (67) tamâmı okunur.

–      Haşr Sûresi (59) nin 22., 23. ve 24. âyetleri, “hüvallâhüllezî”den i’tibâren okunur. Sonra devâmla:

– 101 adet “istiğfar” (estağfirullah) çekilip, 3 İhlâs 1Fâtiha okunup,Âdembaba ile Havvâ vâlidemizin rûhlarına hediyye edilir. Sonra devâmla:

– 101 adet “Salâvât-ı şerîfe” (Allahümme salli a’lâ seyyidinâ Muhammedin ve a’lâ a’lî seyyidinâ Muhammed) çekilip, 3 İhlâs 1 Fâtiha okunup Efendimizin ve vâlidelerimizin rûhlarına hediyye edilir. Sonra devâmla:

– Dikkatlice dizlerinin üstüne oturarak, kendini dünyâdan uzak tutmaya çalışarak ve Hakk’a râbıtâya yönelerek, “destûr yâ Hz. ALLAH, destûr yâ Hz.Rasûlüllâh, destûr ya Hz. Âlî, destûr yâ Gavsûl A’zâm, destûr yâ Hz. Pîr Hasan Hüsâmeddîn Ûşşâkî, destûr yâ recâlel gayb. “Neveytü lillâh feğlem ennehü” (Lâ ilâhe illâllah) diye başlayarak (700)adet “Kelime-i Tevhîd” (Lâ ilâhe illâllah) çekilip, 3 İhlâs 1 Fâtiha okunup, Pîrimiz Hasan Hüsameddîn Ûşşâkî ve Halvai Bacı vâlidemizin rûhlarına hediyeedilir.

Her günkü çalışmalar, bu sistem üzere devâm ederken, görülen yeni zuhûrat ve gelişmelere göre, yeni ilâvelerle derslere ve bâtın yolculuğuna devâm edilir.

Bu özet ta’riflerden sonra nefs-i emmâreyi tanımaya çalışalım.

Nefs-i emmâre’nin,

Zikri: “LÂİLÂHE İLLÂLLAH”tır.

İdrâki: Bu mertebenin şuuru ile ileriye doğru gitmeğe gayret etmesidir.

Kur’ân-ı Keriym A’râf Sûresi, (7/23) âyetinde, bu mevzûya işâret vardır.

emmare1

“Kâlâ; “Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ ve in lem teğfirlenâ ve ter-hamnâ le nekûnenne minel hâsirîn.”

“Ey Rabb’imiz biz nefislerimize zûlmettik, eğer sen bizi bağışlamazsan ve bize merhamet etmezsen hüsrâna uğrayanlardan oluruz.” 

Hâli:Bu mertebenin hâliyle hâllenmeye çalışmaktır.

Kur’ân-ı Keriym, Yûsuf Sûresi, (12/53) Âyetinde; bu hâle işâret vardır.

emmare2

“Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretün bis sûi illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrur rahiym.”

“Ben nefsimi temize çıkarmak istemem, çünkü nefis dâima kötü- lüğü emredicidir. Meğer ki Rabb’imin esirgediği bir nefs ola. Gerçekten Rabb’im bağışlayan ve esirgeyendir. “ 

Yaşantısı:Hakk’tan gâfildir, kötülüğe meyyâldir, isyân ve fenâlığın menşeidir. Kötü ahlâk sâhibidir, tabîatı zûlmani ve süflîdir.

Nefs-i emmârenin belirgin ahlâk ve sıfatları şunlardır: Hırs, tama’, şehvet, gadap, kendini beğenme, emretme hırsı, ve zulmetme arzûsudur.

Bu mertebeden kurtulup yükselmenin anahtarı, “Lâ ilâhe ilâllah” Kelime-i Tevhîdi’dir. Mürşîdinin sâlike yaptığı bu telkinle zikre başlar, nûrunu, sırrını ve hâlini müşâhede edinceye kadar çalışmasını sürdürür.

Rengi:Gök ve kül rengi tonlarındadır.

Mürşidinin himmeti irşâdıdır.

Şerîat mertebesidir.

 Bu husûsta kısa bilgi sunmaya çalışalım.

HAKK’ın zâtından ayrılıp ”on sekiz bin” âlem arasında yer alan ve “akl-ı kül, nefs-i kül, arş, kürsî, yedi kat gök, ay, hava, ateş, su, toprak, ma’den, nebat, hayvan, gibi yollar katederek “İnsân” sûretinde dünyâya gelen varlık, şeklî olarak o görünümde olmakla berâber, ma’nâ olarak henüz o seviyeye ulaşamamıştır. Burası, doğduğu andan i’tibâren insanın fizîki olarak hayât bulduğu yer olmasına rağmen, aslında ma’nen öldüğü yerdir. Çünkü o, ma’nâ olarak Hakk’ın zâtından ayrılmış, gayrılığa ve birimselliğe düşmüştür.

Tebâreke sûresinin ikinci âyetinde belirtildiği gibi.

emmare3

Ellezî halâkal mevte vel hayâte”

“ALLAH (c.c.) evvelâ ölümü sonra hayatı halketmiştir.”

Dünyâya gelmekten maksat, kişinin gerçek ve ebedi hayatına ulaşması için elindeki büyük imkânları kullanıp tekrar geldiği yollardan geri dönüp aslına ulaşması itibariyle “İnsân-ı Kâmil” mertebesinde kendini Hakkâni sıfatları ile bulmasıdır. Böylece “İlâhi seyr” tamamlanır gâye hâsıl olur.

“Ben gizli bir hazîne idim bilinmekliğimi sevdim ve bu âlemleri meydana getirdim.”

Hadîs-i kudsîsinde belirtilen hüküm gerçekleşmiş, kendini ve halkını, “İnsân-ı Kâmil” gözünden her mertebede seyretmiş olur.

Nefs-i emmâre şuuruna gelemeyen kimse, ALLAH’dan (c.c.) en uzak noktadadır. Bu bilinçten noksan olan her nefes HAKK’tan daha da uzaklaşmaktadır. Eğer bir kimse araştırıcı olursa, (Fecr Sûresi, 89/28 âyetinde)

emmare4

“İrciî ilâ rabbiki”

“Rabb’ına dön”

emrini derinden hafif, hafif duyar ve onu araştırmaya başlar.  Bu safhada, Hakk yolunda giden âşıklar kervanına rastlarsa oraya dâhil olma arzûsu duyar. Kendini kervan halkına dâhil ettirebildiğinde, kâbiliyeti olduğu da görülürse kervanla birlikte yola devâm eder.

İşte o kimse, o andan i’tibâren gerçek İNSÂN olmağa namzettir. Gayreti nispetinde o da yoluna devâm eder. Himmeti yüce ise sonunda, evvelâ kendine oradan da RABB’ına ulaşır. Çünkü “Nefsini bilen Rabb’ını bilir” denmiştir.

Dünyâdan geçip Rabb’ına dönmeye çalışan kimse işte böylece nefs-i emmâre bilincine varmıştır. Daha evvelce de kendinde nefs-i emmâre gücü vardı, fakat bunun farkında değildi. İşte bunun farkına varması, onu terbiyeye dönük çalışmalara başlaması geriye gidişi durduran en büyük etkendir.

Yukarıda bahsedilen on iki mertebe iç içe on iki daire olarak düşünülürse en dış daire ve dışı nefs-i emmâre’dir. Onun kalınlığı sonsuzdur. Bu mertebede kalındığı sürece, eğer gidişi durdurulmaz ise Hakk’a yaklaşılamaz, uzaklaşılır. Geriye gidiş durdurulup, merkeze doğru dönülebilinir ise aslına ulaşılır, KÂMİL İNSÂN olunur.

İşte bu yüzden nefs-i emmâre bilinci ve mertebesi çok önemli bir başlangıçtır. Bir irfan ehline “Nefs-i emmâre’den nasıl geçilir” sorusuna karşılık, o da “evvelâ nefs-i emmâre’ye nasıl gelinir ? onu anlamak lâzımdır,” diye belirtmiştir.

Bu mertebenin içi “İnsânlığa” yükseliş, dışı ise “Hayvanlığa” iniştir.

ÂDEM (a.s.) ve HAVVÂ vâlidemizin duâları.

Yukarıda belirttiğimiz Â’râf Sûresi (7/23) âyetinde:

emmare5

“Kâlâ; “Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ ve in lem teğfirlenâ ve ter-hamnâ le nekûnenne minel hâsirîn.”

“Ey Rabb’imiz biz nefislerimize zûlmettik, eğer sen bizi bağışlamazsan ve bize merhamet etmezsen hüsrâna uğrayanlardan oluruz.” 

bahsedilen mevzûu şerîat mertebesi i’tibâriyle idrâk etmeye çalışalım.

Cenâb-ı Hakk, Âdem (a.s.)ı cennette halk ettikten sonra onu orada bir müddet iskân ettiğini melekler ve İblîs ile olan münâsebetlerini, daha sonra hep birlikte nasıl yeryüzüne indirildiklerini, Bakara Sûresi 2/30-38 âyetlerinde bildirmiştir. Şimdilik sadece bu hâdisenin meâlini vermekle yetinelim, daha ileriki sayfalarda değişik yönleriyle ele almaya çalışacağız. Bu oluşum insanlığın yeryüzünde görünmeye başladığını ve faaliyyete geçtiğinibildiren Kur’ânî bilgilerdir.Bakara Sûresi 2/30-38 âyetleri, meâlen:

(30) Hani; Rabb’in meleklere, “Ben yeryüzünde bir halîfe halk edeceğim” demişti; melekler, “orada bozgunculuk yapacak, kanlar akıtacak birini mi halk edeceksin? Oysa biz Seni yüceltiyoruz ve seni devâmlı takdîs ediyoruz” dediler: Allah “Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim” dedi.

(31) Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti, sonra eşyâyı meleklere gösterdi. “Eğer sözünüzde samîmi iseniz bunların isimlerini bana söyleyin” dedi.

(32) Cevâb verdiler, “Sen münezzehsin öğrettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz Sen hem Bilen’sin, hem Hakîm’sin”.

(33) Allah, “Ey Âdem onlara isimlerini söyle” dedi. Âdem isimlerini söyleyince. Allah, “Ben gökler ve yerde görünmeyeni biliyorum, sizin açıkladığınızı ve gizlemekte olduğunuzu da bilirim, diye size söylememiş miydim?” dedi.

 (34) Meleklere, “Âdem’e secde edin” demiştik. İblîs müstesnâ hepsi secde ettiler, o ise kaçındı, büyüklük tasladı ve inkâr edenlerden oldu.

(35) “Ey Âdem! Eşin ve sen cennette kal, orada olandan istediğiniz yerde bol bol yiyin yalnız şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zâlimlerden olursunuz” dedik.

(36) Şeytan oradan ikisinin de ayağını kaydırttı, onları bulundukları yerden çıkardı. Onlara, “Birbirinize düşman olarak inin yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz” dedik.

(37) Âdem Rabb’inden bir takım kelimeler öğrendi; onları yerine getirdi. Rabb’i de bunun üzerine tevbesini kabul etti. Şüphesiz o tevbeleri daimâ kabûl edendir, merhametli olandır.

(38) “İnin oradan hepiniz, tarafımdan size bir yol gösteren (hi-dâyetçi) gelecektir:Benim yoluma uyanlar için, artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir,” dedik.

Yukarıdaki âyet-i kerimelerden de anlaşıldığı üzere, genel olarak yeryüzünde görülen insanlık mâcerâsı, Âdem (a.s.) ismi ve sûretiyle başlamıştır. Bu hâdiseden, bu mertebede çıkarılacak hisse şu olabilir:

Hayâlle geçmeye devâm eden bir ömrü şuurlandırmak için, Âdemî ma’nâyı, hayâl cennetinden, beden arzına indirmek, o hali bugün ya- şamak olacaktır. Böylece gerçek ma’nâda kendine dönüş başlayacaktır.

İşte bu yüzden Hakk yolunda yolculuğa çıkacak bir sâlikin ilk yapması lâzım gelen şeyin Âdem kıssasını çok iyi okuyup, anlayıp, idrâk etmeye çalışması olmalıdır. Bu sebeble onların halleriyle hallenmeye çalışıp, duâla-rını duâmız olarak dillerimizden düşürmememiz gerekecektir. Bu husûsta geniş bilgi, “Altı peygamber, Âdem (a.s.)” bölümünde gelecektir.

Yine bu mertebede, yukarıda ifâde edilen Yûsuf Sûresi 12/53 âyetinde:

emmare6

“vemâ überriu nefsi innennefse leemmâretün bissui”

“Ben nefsimi temize çıkarmam, nefs dâima kötülüğü emredicidir,” 

Yûsuf (a.s.) lisânından bu mertebeyle ilgili yaşantı bizlere duâ şekliyle sunulmaktadır. Bu duâyı da sık, sık tefekkür ederek tekrarlamamız bizlere yolumuzda çok yardımcı olacaktır. Ayrıca belirtilen âyet-i kerîmenin içeriğini de iyi anlamağa çalışmamız bizlere çok şeyler kazandıracaktır. “Ben nefsimi temize çıkarmam nefs (emmâre) dâima kötülüğü emreder…..” diyen Yûsuf (a.s.) dan alacağımız çok, çok hisselerimiz vardır. Vaktiyle bu ibretli hâdiseleri değerlendirmemiz bizlere çok şeyler kazandıracaktır.

Eyy insan görüntüsünde olan varlık! Sâkin ve tarafsız olarak kendini eleştir, araştır, tart, açıkça değerlendir, yerini tespît etmeğe çalış. Bu dünyâ hayâtı bir daha ele geçmez. Akıllı insan, daha ziyâde yârınını düşünen kimsedir. Kendine merhametin varsa insanca düşün, değerlendir, dengeli karar ver. Ne yapman gerektiğini, gerçekten dünyâya niçin geldiğini düşün. Hedefini tâyin et ve yolunda devâmlı yürü. Bu, kendine yapabileceğin en büyük lütuftur. Kimsenin kimseye fayda sağlayamayacağı günden sakın. Nefs-i Emmâre’ne hâkim olmaya çalış. Güçlü bir pehlivan ol. Dünyâ sahnesinden nefsinin muzafferi olarak git. Gereksiz boş şeylerle vakit geçirme. SEN SENİ BİL. Kendini tanı. Hakk’ın indinde değerin artsın. Ârifler defterinde kaydın olsun. Ebedî hayat senin olsun.

Bu mertebenin zikri olan Kelime-i Tevhîd verilen sayıda çekildikten sonra, yukarıda idrâki ve hâli diye belirtilen âyet-i kerîmelerin günde en az (33)’er def’a çekilmesi, bu mertebenin daha iyi anlaşılıp yaşanmasına yardımcı olacaktır.

 

0