Namaz’da Allah ile Nasıl Konuşulur ?

Namaz’da Allah ile Nasıl Konuşulur ?

Namaz mü’minin mi’racıdır. Mi’rac ise Hakk ile konuşmaktır. Bir mü’min namazında Hakk’la nasıl konuşur? Zâten namazında Hakk’la konuşmayan ve konuştuğunu bilmeyen namaz kılmamıştır.

‘Allahü ekber’ tekbiriyle namaza başladığımızda evvelâ ‘Sübhaneke’yi okumaktayız. Bunu okumaktaki gâyemiz kendi varlığımızı yok ederek Hakk’ın varlığını zevk etmektir. Ondan sonra okuduğumuz yarısı Hakk’a,yarısı da halka ait tecellîlerin ifadesi olan Fâtiha-i Şerîfte,mü’minlerin canlı bir Fâtiha olduğu anlaşılmaktadır.Ayakta durma idraki bizlere fiilerin fâilinin Hakk olduğunu bildirmektedir.Fakat fiilerin vücûdu olmadığından nereden tecellî ettiğini anlamak için tecellî ettiği sıfatlara nazar ediyoruz.

Gördüklerimizle bütün sıfatlardan fiilerin tecellî ettiğini, hiçbir sıfatın kendine ait bir gücünün, kudretinin, duymasının, görmesinin,bütün mevsûf sıfatlarının olmadığını, yalnız mevsûf sıfatların sahibinin Allah olduğunun şühûd ve müşâhedesi ile rükûda “Sübhâne Rabbiyel azîm” diyoruz. Yani “Rabbim, bu gördüğüm noksan sıfatlardan münezzeh, azîm olandır.” diyoruz. Üç defa demekteki gâyemiz Allah’ın bu mukayyed olan Âdem veya âlemdeki ef’âl, sıfat ve Vücûdullah olan üç tecellîsine binâendir. Allah da kulun dilinden “Semi Allahülimen hamide” “Kulumun hamdini işittim”diyor. Kul kıyama kalkarak “Rabbena lekel hamd” “Hamd yalnız Rabbime mahsustur” diyerek Hakk’ın sözüne cevap veriyor. Görüldüğü gibi Hakk ve halk kuldan tecellî ediyor.

Yine üç defa “Sübhâne Rabbiyel alâ” “Noksan sıfatlardan münezzeh olan Rabbim en alâdır,yücedir”diyoruz. Ne gördük de bunu diyoruz ? Çünkü kıyamda fiilerin fâilinin Allah olduğunu, rükûda sıfatlardan tecellî eden mevsûfun O olduğunu,secde de bunların vücûddan tecellîsini müşâhede ederek Vücûdullahtan başkasının olmadığını görüp zevk ederek yüceliğini ifade ediyoruz. İkinci rek’atta oturunca da ‘Ettehiyyatü’ yü okuyarak namaz içindeki Rabbiyle karşılıklı konuşmanın özetini tekrar yapıyoruz.

Evvelâ kul ‘İbâdetler, dualar ve bütün tesbihât Sanadır ya Rabbim’ diyerek acziyetini, kulluğun gereği olan saygı ve hürmetini bildiriyor.Rabbi de ona cevaben, selamım, selametim, bereketim, mutluluğum senin ve bütün inananların üzerine olsun’ diye kulun diliyle, kula cevap veriyor. Melekler de bu Yaratan ve yaratılanın konuşmalarına şahit oldukları için “Şehadet ederiz ki Allah tektir, Hz.Muhammed onun kulu ve Resûlüdür” diyorlar.

İşte böylece Mi’racımızda Rabbimizle görüşmüş oluyoruz. Rahmân Sûresi 26 ve 27.“Yeryüzünde bulunan her şey fânîdir; Yüce ve iyilik sahibi Rabbinin yüzü bâkidir” âyetlerde de buyrulduğu gibi mülkünde kendisinden başkasının olmadığını, bilinmekliğini murat ettiği için biz sıfatlarını yarattığını ve fiileriyle de bizlerin isti’dâdları nisbetinde tecellî ettiğini her yönüyle bizlere bildirmektedir.

Ahmet Arslan Efendi

0