Mü’min Kimdir  ?

Mü’min Kimdir ?

Mü’min Allah ve Resulüne inanan Kur’ân-ı Kerîm’de emredilen emir ve yasakları uygulayarak emniyete kavuşan kimsedir. Enfal Sûresi 2.âyet “Gerçek mü’minler ancak o mü’minlerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; karşılarında ayetleri okunduğu zaman, îmânlarını artırır ve Rablerine tevekkül ederler” Enfal Sûresi 3.âyet “

O kimseler ki, namazı dürüst kılarlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden başkalarına dağıtırlar” ve Enfal Sûresi 4.ayetlerde “İşte gerçek mü’minler onlardır! Onlara Rablerinin katında dereceler vardır, mağfiret ve güzel rızık vardır!” buyrulmuştur.

Bu âyet-i kerîmelerde geçen bu ifadeleri açmak gerekirse; dâimî zikirle Allah’ı her nefeste zikreden sâlikin korkarak kalbi ürperir, titrer. Zira kendinin güç ve kuvvetinin olmadığını, güç ve kuvvet sahibinin Allah olduğunun bilincindedir. Allah’ı Allah’la zikrettiği tâlimatını göz önünde bulundurarak kendisine şah damarlarından daha yakın olan Rabbinin, kendi kalb davuluna tokmağını vurduğunu, bu nedenle kalbinin dâima titrediğini hissedecektir. Bu tokmağın vuruş sedâsı vücûd ülkesindeki bütün sıfat ve a’zalarımızın dikkatini oraya toplayacaktır. Ayrıca, Tevhîd tokmağını vurdukça, gözlerinden yaş akması, tüylerinin diken diken olması,kalbinin hop hop hoplaması onun kalbinin titremesinin ispatıdır.Kendini yakın takibe alan kişi gafletten kurtulduğunda bu tokmağın vuruş sedâlarındaki nurların kalbi zamanla ihâta ettiğini görecektir. Artık “Zikirle kalbler mutmain olur” âyeti tecellî ettiği için, nefse mahsus olan zikir kapısı kapanmış, kalbe mahsus olan sıfat zikriyle mutmainlik tecellî etmiş olacaktır.

İşte bu demden sonra o kimseye sırasıyla ef’âl âyetleri, sıfat âyetleri ve Zât âyetleri, zâhir ve bâtında okunduğunda îmânları artacaktır. Zira sâlik daha evvel bu âyetlerden yani Allah’ın delillerinden habersizdi. Okuyup, tecellîsini şühûd ettiğinde elbette ilm-el yakînlikten ayne’l ve Hakka’l yakınlığa vâkıf olunca îmânı artmış olacaktır. Dolayısıyla da taklîdi bir îmândan tahkikî îmâna geçtiklerinden, nefislerini bilmeleriyle Rablerini de bilmiş olacakları için onlar Rablerine tevekkül ederler.

Çünkü her an ayrı bir şe’nde tecellîsini gösteren Allah, fiillerin fenâsı,sıfatların fenâsı, vücûdun fenâsından terakkî ederek fiilerin fâilini,sıfatların mevsûfunu,vücûdun mevcûdunu şühûd ederek her işini Allah’a bırakarak onun her tecellîsine rıza gösterir. Ayrıca onlar kendi varlıklarından geçip Necm Sûresi 8.ve 9.âyetlerde sözü edilen Allah’la konuşmayı gerçekleştirmiş olurlar ve bu zevkle namazlarını gereği üzere kılarlar. Her an ayrı ayrı tecellîleriyle beraber olarak Hakk’la konuşmuş olurlar.

Zira Allah’ın bu Âdem ve âlemde altı pencereden ayrı ayrı tecellîlerinin irfâniyetine sahip oldukları için hepsini bir terazi ile tartarak değil,her penceredeki Hakk’ın terazisi olan fark kantarı ile tartarak huzur-u kalble namazlarını dâimî salât olarak kılarlar.Bu manevî zenginliklerini de kendilerine ve isteyenlere Hakk yolunda harcarlar. İşte bunlar gerçek mü’minler olup Rableri katından onlara dâima ilhamlar zuhûr edip saadet içinde amel edip Cennet’teki tükenmez nimetlerden istifade etmektedirler. Bunların bir adı da melamîdir. Çünkü onların özü Kur’ân,sözü Furkan, yüzü vech-i Rahmândır. Cenâb-ı Allah, fâil-i mutlak resminde bu kişilerden tecellî etmektedir.Fakat bunu görmek her insana nasîb olmadığı için bilmeyenler onun yalnız resmini görür. Allah’ın en güzel esmâlarından biri de El-Mü’min’dir. Emîn edicidir.Zâhirde halk içinde herkes gibi yaşamlarını sürdürürler.Fakat bâtında Hakk iledirler. Allah cümlemize bu hasletleri nasîb etsin. Âmin.

Ahmet Arslan Efendi

4