Kurban Neydi ? Nasıl geldi ? Ne idi ? Ne oldu ?

Kurban Neydi ? Nasıl geldi ? Ne idi ? Ne oldu ?

ibrâhim bir gün rüyâsında oğlu ishâk sûretinde görünen kurbanlık bir koç görür.

Gerçekte bu bir semboldü. Bu, önemli bir dinî ibâdetin yâni bir kurbanın Allah’a kurban edilmesinin ilk defa tesisi için bir semboldü. Ve bu ibâdetin de eninde sonunda insânın kendi nefsini kurban olarak takdîm etmesinin bir sembolü olması hasebiyle, ibrâhim’in de, rüyâsında görmüş olduğunu bu mânevî olayın hislere hitâb eden hadsî bir sûreti olarak ta’bîr etmesi gerekirdi.

Fakat ibrâhim bunu “ta’bîr” etmedi. Ve az kalsın oğlunu kurban edecekti. şimdi bu olayın ibn Arabî tarafından verilen açıklamasını izleyelim:

Halîlü-r Rahmân ibrâhim oğluna dedi ki: “Yavrucuğum; ben rüyâda kendimi seni boğazlarken gördüm” (XXXVII/102). Rüyâ ise, gerçekte, Hayâl kademesine ait bir şeydir.

Bununla beraber ibrâhim rüyâsını ta’bîr etmedi. Hâlbuki rüyâsında gördüğü kendi oğlunun kılığına bürünmüş olan bir koçtu. Ve ibrâhim rüyâsını zâhiren doğru zannetti (ve az kalsın olunu da kurban edecekti). Fakat Allah “Büyük Kurban” ile (yâni bir koçun kurban edilmesiyle) onu bu vehminden kurtardı. işte bu, ibrâhim’in rüyâsının Allah tarafından “ta’bîr”i idi ama o bunu bilemedi. O bunu bilemedi; çünkü Hayâl mertebesinde hislere hitâb eden bir sûret içindeki her tecellî, Allah’ın bu özel sûret ile neyi murâd etmekte olduğunu bir insânın anlamasını mümkün kılacak olan farklı bir ilime ihtiyaç gösterir.

Böylece Allah ibrâhim’e hitâpla: “Yâ ibrâhim! Sen rüyânı (aynen) tasdîk ettin” (XXXVII/104-105) dedi. Dikkat et ki Allah: “Bunun senin olun olduğunu hayâl etmekle gerçeği kavradın” demedi. Burada işâret olunan hatâ, ibrâhim’in rüyâsını “ta’bîr” etmemi ve gördüğünü harfi harfine gerçek saymış olmasından dolayı ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Hâlbuki bütün rüyâlar ta’bîre muhtaçdır…  Eğer onun gördüğü gerçek olsaydı oğlunu kurban etmiş olması iktizâ ederdi. O, yalnızca, rüyâsını gerçekmiş gibi kabûllenerek rüyâsında gördüğü ishâk’ı tıpatıp kendi oğluymuş gibi düşündü. Aslında, Allah’ın onun oğlunun sûretiyle “Büyük Kurban”dan başka bir şeyi murâd ettiği yoktu. Böylece Allah da ishâk’ı sırf ibrâhim’in zihninde vâki olanlardan ötürü kurtardı.

Hâlbuki işin aslında ve Allah’ın indinde kurtarma diye de bir mesele yoktu.  Hissî idrâk kademesinde bir kurbanlık hayvan sûretine (yâni bir koç sûretine) bürünen, tıpatıp, Hayâl kademesinde ibrâhim’in oğlu sûretine bürünene tekbül etmektedir. (Bu karşılıklı mütekbiliyet dolayısıyla) eğer ibrâhim (bu rüyâsında olduğu gibi oğlunu görecek yerde) hayâlinde bir koç görmüş olsaydı bunu oğlu veyâ başka bir şey olarak ta’bîr etmesi gerekirdi.

Bunun üzerine Allah: “şüphe yok ki bu apaçık bir imtihandı” (XXXVII/106) dedi; ve burada ibrâhim’in Allah tarafından imtihânı da onun bilgisiyle ilgilidir; yâni acaba ibrâhim bir rüyânın gerçek tabîatının münâsip şekilde bir ta’bir gerektirdiğini biliyor muydu, yoksa bilmiyor muydu?  ibrâhim, hiç kuşkusuz, Hayâle ait şeylerin münâsip şekilde bir ta’bîr gerektirdiğini biliyordu. Fakat (bu özel hâlde) bunu yapmayı dikkatsizce ihmâl etti. Böylelikle kendisinden tam olarak bekleneni yapmadı ve yalnızca rüyâsının harfiyyen bir gerçek olduğunu kabûl etti.

İbn Arabi’nin Fusüs’undaki Anahtar-Kavramlar / Toshihiko İzutsu

Orjinal isim: A Comparative Study of the Key Philosophical Concepts in Sufisim and Taoism, İbn ‘Arabi and Lao Tzü, Chuang Tzü
Çeviri : Ahmet Yüksel Özemre

0