Kesret nedir ?

“…Bir boya kutusu içinde muhtelif renkler var. Bunların üstüne su serpilince, muhtelif renklerde sular akıyor. Halbuki su, renksizdir… işte o boyalar âyânı sâbite (şekle bürünmeden önceki âlem) gibidir. Bir de şu var ki bütün renklerin birbirine karıştırılmasından renksizlik zuhur eder..

… “Ben gizli bir hazîneydim istedim ki bilineyim ve: O demde Allah vardı ve onunla başka bir şey yoktu” mertebesidir. İşte bu mertebeye gaybı evvel de deniyor.

…vahdet makãmı ve ulûhiyet (ilâhlık, yâni; teklik noktasına varış, ilâhi oluş) mertebesi gizli bir hazînedir. Herkesin kalbine ve zihnine gelen fikrî, aklî ve hissî nakış ve sûretler, hep o hazînenin parıltıları ve akisleridir.
İşte bu parıltılar, hazînenin altunları mesâbesinde (konumunda) olan ilâhî sıfatların parlak akisleri (yansıyışlarının) eseridir. Ama bu parıltı ve akisler, herkese istîdâdına göre ışık verir…

…Kesret yoktur. Kesret, senin gözüne göre vardır. Bu görünüş âleminde tezâhür eden (ortaya çıkan) çokluk, Hakk’ın tecellîsidir. Eşyâ, Hakk’a ayna olmuş, Cenâbı Hak, bu yaratılış âleminde kendi sıfatlarını ve isimlerini görür. Kezâ insanlar da bu yaratılış âleminde Hakk’ın tecellîsini görürler…

…Hâsılı mahlûkat ve bütün bu yaradılış âlemi Hakk’ın mutlak güzelliğine perde gibidir. Bu perde açılıp Hazreti Ebû Bekir’in: “Hiçbir şey görmedim ki onda Allâh’ı görmeyeyim,” dediği gibi görgü sâhibi olmak, ancak ölmezden evvel ölmekle olur…”

Bu çokluk niye ?

“…Nokta deyip de geçmemeli. “İlim de bir noktadır, onu câhiller çoğaltmışlardır,” buyuruyor Hazreti Ali. Bu gördüğümüz âlem, bu varlıklar, hep bir noktanın zuhûrundan ibârettir. Ancak, o noktayı halka anlatabilmek için de behemahal (mutlaka) teksir etmek, çoğaltmak îcap eder. Herkes o noktadan anlar mı? Meselâ benim zihnimde bir hikâye var. Onu gazetede neşretmek (yayınlamak) istiyorum. Fakat hikâyeyi yazacağım yerde, kağıda bir nokta koyup gönderiyorum. Gerçi bu nokta ile hikâyemi, kendime göre ifâde etmiş oldum. Fakat herkes tarafından anlaşılması için mutlaka o noktanın tafsil edilmesi (detaylı açıklanması) yâni hikâyenin yazılması lâzımdır…”

…Evet, ilim bir noktadır, fakat o noktadan maksat noktayı vahdettir (teklik noktasıdır). Kur’an da bir noktadır! Mademki yalnız bir noktayı vahdet var.. o halde bu kesret, bu varlık nedir diye sorulabilir.
Allah, mevcudatı kendini bilsinler için yarattı. Nâmı diğerle kendine ayna düzdü, hilkatten (yaratılıştan) maksut budur. Bu kesret, bir hayalden ibarettir. Hakikatte mevcut olan, vâhidi bizzattır (tek olan zattır). Ancak cahiller bu kesrette bir vücut farzederler…

… Hakîkat zâhir olunca, şerîat bâtıl olur. Şerîat, nizam ve intizamı âlem (âlemin düzeni) içindir. Eğer hakîkat âşikâr olursa, hayret zâhir olur. O vakit bu kesret mâdum olur (yokolur).
İlim; hakikatte bir noktadır. Yâni noktayı irfandır. Bir kimsenin zâhirî ve rûhânî ilimleri tahsilden maksadı, noktayı irfanı bulmak olmalıdır. Eğer bu kimse noktayı irfanı bulmaksızın, yalnız bu ilimlerde oyalanıp kalırsa vaktini zâyi etmiş olur. Zira bütün bu ilimler o hakikate vâsıl olabilmek için atılmış şebekeler, ağlardır. Ve o ağları hakikat balıkçısı seni sayd etmek (avlamak) için atmıştır. Eğer sen taşlar, kayalar arasında ilişir kalırsan hakîkate vâsıl olamazsın…” YM.1983/s. 399-400

Hz.Ken’an Rifâî | Sohbetler

1