İman Nedir ?

İman Nedir ?

İman, lügat manası olarak: İnanma; İnanç; İslamlığı kabul etme; Doğmak; Tulû; anlamlarına gelir.

İman etmek: şüpheye mahal kalmayacak şekilde inanmak, “Bu, budur” demektir. Bu durum Kur’anda: “İşte o şüpheye yer olmayan kitaptır, itikadı tam olanlara bir rehberdir. O müminler ki gayba inanırlar ve namazı ikame ederler ve kendilerine infak ettiklerimizden başkalarını da rızıklandırırlar” <2-1,2,3> âyetiyle ifadesini bulmuştur. Bunun zıttı ise küfürdür ki, o da: Örtmek; Kapatmak; demektir. Bu örtüş, güneş ışıklarının kaybolması, gece olması gibidir. Bunların ikisi de lazımdır, tıpkı gece ve gündüz gibi…

Küfürde; örtü altına girilmiş, sığınılacak yer kalmamıştır. İmanda ise; sığınılmış, her taraf açılmış ve her şey meydana çıkmıştır. Zahir uleması, bazı konuları anlamakta, ve anlayamadığı için de anlatmakta zorluk çeker. İman bahsi de bunlardan biridir. Tıpkı daha önce anlattığımız konularda olduğu gibi…

Hazret-i Peygamber’in; ruhen ve nuren ilk yaratılan olduğu halde, dünyaya son gelen 23 Peygamber oluşu gibi, insanlar da; manevi yaratılış bakımından ilk, bu âleme geliş sırası itibariyle ise, kâinat ve diğer tüm canlılardan sonradır. Aradan geçen süre içinde beşeriyet, asli âlemini unutmuş ve bu dünya âleminde nefsaniyete kapılmıştır. Bu duruma Gaflet denir. İnsanın asli vatanına olan özlem ve sevgisine: “İman” denir. “Vatan sevgisi imandandır” sözündeki vatanın, Allah’ın yanı olduğu belli olduğuna göre, insanın orayı özlemesi de doğaldır. Bu nedenledir ki, tüm dinler ve o dinlere mensup olanlar Allah’a bağlıdır ve Allah deyip dururlar. Bu, Hıristiyanlar için de, Museviler için de, Mecusiler için de geçerlidir. Aradaki fark, gelen Peygamberlerin kendi kavimlerinin iktizasına göre erkân, yani şeriat düzeni koymuş olmasıdır.

Müslümanlık, dinin tekmillenmesi demek olduğuna göre, Müslüman da; bilen, bilerek iman eden kimse demektir. Bilmeden inanmak, taklit iman veya eski tabiriyle “İman-ı zanni” sahibi olmak demektir. İmanın tam olması, kişinin bu ilmi yaşamasıyla mümkündür. Bunun en güzel izahını Nasreddin Hoca, damdan düştüğünde, kendisine: “Nasılsın, neren ağrıyor” diye sonarlara: “İçinizde damdan düşen var mı? Varsa benim halimi ancak o anlar” diyerek yapmıştır.
İman ruhların birleşmesi demektir. Bir şeye inanmak; ilm-el yakîn, iman etmek ise; ayn-el yakîn olmak demektir. Bunun anlamıysa, onun içinde yaşamak, yahut endüksiyon alanına girmektir. 24İnanç veya iman letafet âlemine ait bir keyfiyettir. Önce letafet âleminde var olan bir varlığa inanılacaktır ki, o varlık yardım edip, insanı selamete çıkartsın. İnanç her dinde vardır. Müslümanlıkta ise bu inanç, Hazret-i Âdem’denberi mevcut olan imanın bilgiyle doruğa çıktığı noktadadır.

Allah lâmekândır. Kâbe’nin O’nun evi diye nitelendirilmesi bir semboldür. O’nun esas evi mü’min kulunun kalbidir, ama böyle olabilmesi için o kulun önce kendini bilmesi şarttır. Kendini bilmeyen insan, içi boş çekirdek gibi olduğu için işe yaramaz. Zira, içi boş bir insanda gerçek Kâbe inşa edilmesi düşünülemez. Bu nedenle, Allah’a iman; önce içi O’nunla dolu olan Peygamber’e imanla başlar. Peygamber’e iman ise, O’nun özü olan Allah’a imandır. Allah’a bağlanmak (iman) asıl olarak Zat’ına bağlanmak, Zat’ını sevmektir. Zatını sevmekse, o Zat’ın ef’al ve sıfâtını da sevmeyi gerektirir. Bu nedenle “Ben bağlıyım” diyenlerin ağızları kapanır. O’nun hiç bir şeyini çirkin bulup, tenkit edemez olurlar. Bu durum, zuhuru açısından da, butûnu açısından da böyledir.

Peygamber’e sureten bağlananlar, O’nun yaşadığı çağda yaşayıp, O’na inanmayanların durumuna düşerler. Onun için insanın içinin, dışının bir olması gerekir. Böyle olmayana insan değil, “Mahlûk-u Huda” denir. Bunu daha başka bir tabirle: “Kendini bilen insandır, bilmeyen mahlûk-u Huda’dır” diye anlatmak da mümkündür. Bu sebeple, gerçek iman, havassa ait bir keyfiyettir. Çünkü, Kâmil’e iman etmeyenin imanı kâmil olamaz. Kur’an’da bir çok yerde: “Ey iman edenler” diye hitap edilen kitle, bu 25zümreye dahil olanlardır.

İnsan dil ile ikrar, kalp ile tasdik ettiği takdirde iman etmiş olur. Dil ile ikrar edebilmek için önce el tutup, söylenenlere inanmak gerekir. Bundan sonra, inanılanların fiilen uygulamaya sokulması ise, kalp ile tasdiktir.
İnsanı yaşatan ve ona güç veren imanıdır, inancıdır. İnsan, imanla kanseri bile yenebilir. Bunun örnekleri vardır, hatta batılılar arasında bunu nasıl yaptığını kitaba dökenler bile çıkmıştır.

En büyük doktor inançtır, çünkü o bizatihi şifadır

1