Hicri Yılbaşı ve Peygamber Efendimizin Hicreti

Hicri Yılbaşı ve Peygamber Efendimizin Hicreti

Hz. Peygamber’in hayatında, hiç şüphesiz en önemli hâdiselerden biri Mekke’den Medîneye yaptığı Hicret’tir. Bu sebeple Hicret’in derinliğini, Efendimizin hayatındaki karşılığını, İslam tarihindeki tesirini bilmek gerekiyor.

Hicri Takvimin tesbîti hususuna girmeden önce, ‘Hicret’in takvimde kullanılması meselesine bakalım. Hz. Ömerin hilâfetinde Müslümanların hâkim olduğu idarî coğrafya artık çok genişti. İçinde Mısır ve İran’ın olduğu, Yemen’den Doğu Anadolu’ya kadar uzanan bir coğrafya..
Coğrafyanın genişliğiyle birlikte idarî yazışmalar başlamış, meselâ Yemen Valisi’ne gönderilen iki yazı, tarih kullanılmadığı için hangisinin evvel hangisinin sonra geldiği hususunda bir anlaşmazlık çıkmıştı. Yemen Valisi bu karışıklığı giderecek bir çözüm aranmasını istediğinde, Hz. Ömer bunun için bir komisyon kurdu. Komisyonda, astronomi (felakiyat) ve tarih ilmi konusunda söz sahibi sahâbeler vardı. O günkü Arap toplumunda, her önemli hâdise; içinde gerçekleştiği yıla isim olurdu. Meselâ Fil Hâdisesi’nin yaşandığı yıla Fil Senesi denmiştir. Mekkeliler fil sürüsüyle ilk kez, Ebrehe ordusunun kuşatması sırasında karşılaşmışlar. Hâdise önemli görülmüş, dolayısıyla zaman, Fil Senesi’nden önce veya sonra şeklinde anlaşılır olmuştur.

İşte Hz. Ömerin hilâfeti döneminde, Yemen Valisi’nin isteği üzerine toplanan komisyon bir takvim yılı başlangıcı aradı. Bazı zevât-ı kirâm, Efendimizin doğum gününü teklif ettiler. Hz. İsa’nın doğumu miladî takvim başlangıcı olarak kullanıldığından bir benzeşme olsun istenmedi. Arkasından risâletin tebliğ tarihi teklif edildi. Bu da farklı sebeplerle (bunlar kaynaklarda var) kabul görmedi. Hz. Ali’nin, Efendimizin Mekke’den Medîne’ye hicret yılını takvim başlangıcı olarak teklif etmesi ve bu teklifin ittifakla kabul edilmesiyle mesele çözülmüş oldu.

Hz. Ali Efendimizin teklifi çok isâbetli olmuştur. Zîrâ Müslümanların Hicret öncesi ile Hicret sonrası durumları çok farklıdır. Bu farklılık, Mekke ve Medine döneminde inen âyetlerin muhtevasında bile görülür. yetler, Mekkî âyetler ile Medîne âyetleri şeklinde tasnif ediliyor.
Mekkî âyetlerde dah çok inanç-îtikâdla ilgili hususlara yer verildiği, Medîne âyetlerinde ise daha çok sosyal hayat ile ilgili esasların tesbit edildiği bir gerçektir. Dolayısıyla takvim yılı başlangıcı için Hicret’in teklif edilmesi çok isâbetli olmuştur. Bu da Hz. Ali Efendimizin ne kadar doğru ve uzak görüşlü bir zât olduğunu ortaya koyuyor.

Hicrî takvimin başlangıcı hususunda ay ve yıl konusu olarak iki ayrı nokta var: Efendimizin Medîne’ye teşriflerinin yılı hicrî takvimin birinci yılı iken, Hicret’in gerçekleştiği ay takvimin birinci ayı değildir. Bu nokta da anlaşılmıyor. Meselâ Türkiye’de, Hicret Muharrem Ayında gerçekleşmiş gibi bir kabul var. Hâlbuki Hicret Muharremde değil 26 Safer Perşembe günü akşamı başlamış, 12 Rebiyülevvel Cuma günü ikindi vaktinde bitmiştir. Hicret yolculuğunun ilk üç günü Sevr Mağarası’nda, bir haftası yolda, dört günü Kuba’da, son günü ise Kuba-Medîne arasında geçmiş, Cuma günü ikindi vaktinde sona ermiştir.

Efendimiz, Hz. Ebûbekir, hizmelerine bakan mir bin Fûheyre ile kılavuz Abdullah bin Uraykıd ile Kubalılar ve Medîne’den Kuba’ya gelenler Remle Vâdisi’nde Cuma namazını kıldıktan sonra yola çıkıp ikindi vaktinde Medîne’ye varırlar. Hicret, bir günde olup bitmiş bir hâdise olmadığından, her yıl Muharrem ayında, onu bir gün içinde kutlamak doğru olmamaktadır. Bu yanlış tekrarlandığı için, hicrî yılbaşının Muharremin birinci günü olduğundan Hicret-i Nebî’nin de Muharremin içinde sanılıyor. Bu yanlış kutlama hutbelere kadar sinmiş. Doğru tarih, 26 Safer Perşembe gününün akşamı başlangıç, bitiş Rebiyülevvelin 12si, yani Cuma günü ikindi vaktidir. Ki Rebiyülevvelin 12. günü, Efendimizin hem dünyayı hem Medîneyi hem de âhireti teşrîf tarihidir. Ne yazık ki, bu hususa da dikkat edilmiyor.

Dolayısıyla bilinmesi gereken şudur: Hicret hâdisesi, 26 Saferde başlayan 12 Rebiyülevvelde sona eren 16 günlük bir zaman dilimidir. Hicret’in takvim yılı başlangıcı olarak kabul edilmesi ise, Hicret’ten 17 sene sonra Hz. Ömer’in hilâfeti döneminde toplanan bir heyetin Hz. Ali’nin teklifini ittifakla kabul etmesiyle olmuştur. Konu istişare edilmiş, tekli ittifakla kabul görmüştür.

Kaynak: Muhabbet Peygamberi Hz. Muhammed (SAV) – Ömer Tuğrul İnançer – Sufi Yayınları
Sayfa 45-46-47

0