Fütüvvet (Eli açıklık, mertlik, temizlik) Nedir ?

Fütüvvet (Eli açıklık, mertlik, temizlik) Nedir ?

Musa(as) Rabbine fütüvvetin ne olduğunu sordu. Rabbi de ona cevaben şöyle buyurdu: “Nefsini günahlardan temizlemendir.”

Şeyh hazretleri Fütûhât’ında şöyle buyuruyor:

“Fütüvvetin aslı, nefsin hazzından çıkmaktır. Ve Rabbin tevhidini îsâr eylemektir. Nitekim İbrahim(as) nefsinin hazzından çıktı ve onu nâr’a (ateşe) attı. Çünkü o Rabbinin tevhidini istiyordu. Eğer nefsini ateşe atması Rabbinin emriyle idiyse ve buna mukabil nefsini ateşe atmış ise bu fütüvvet büyük bir fütüvvettir. Yok şayet Rabbinin isteği olmadan bu tercihi kendisi yapmış ise büyük mertliktir.”

Hakikat o ki; fütüvvet, Resûlullah’ın tavsiyeleri ve emirleri üzere, insanın nefsânî isteklerini temizlemesini aklın delillerini de dikkate alarak istikâmet kazanmasını muhtevîdir.

Şeyhü’l-islâm hazretleri Menazîl’üs-Sâirîn’de fütüvveti üç kısma ayırır. Birincisi, başkasını (kardeşini) kendi nefsine tercih etme yiğitliğidir. Ve kardeşinin hukukunu daha bir gözetmendir. İkincisi, kardeşine karşı, hak hukuk mevzuunda bir husumetin varsa onu terketmendir. Şayet o apaçık bir zillet içerisinde olsa bile onu görmemezlikten gelmendir. Üçüncüsü ise, senden kaçan veya ırak olan kardeşine yaklaşman ve ona kurbiyyet sağlamandır. Seni incitse bile onu affedebilmendir. Şayet kardeşin bir cinayet işlese, sanki o cinayeti o değilde sen işlemişsincesine ona mukabelede bulunup onu güzel bir vaziyette uyarman gerekir.

Eğer bir kimse sana kötülük eylerse Onun zilletinden dolayı ona yüz çevir imam Ebu Hanife hazretlerine ait anlatılan bir menâkıbta şöyle geçiyor:

Bir gün İmam Ebu Hanife yolda giderken, yolun dar bir yerinde halktan birine hafiften dokundu. Bunu fırsat bilen, adam, silahıyla imam’a vurdu, imam’ı tanımamıştı. İmam ona şöyle dedi: Be adam, ben şu an sana misliyle kısas etmeye kadirim. Hatta seni alıp halifeye de götürebilirim. Fakat senin bu hareketine rağmen ben ahirette şayet cennete gireceksem seni de yanıma almak isterim’ dedi. Adam bunun üzerine yaptığından pişman olup, İmam’dan af diledi ve sâlihlerden oldu.

Anlatıldığına göre Kadı Sirâcüddin, Hz. Rir’e daima eziyet ederdi. Birgün bir dânişmende Hz. Mevlânâ’ya ezâ etmesi karşılığında, kendisine bir medreseyi tahsis edeceğini söyledi. Bunun üzerine o kimse, Hz. Mevlânâ ve müridleri semâ ederlerken gelerek edepsizce ve kaba küfürlerle Hz. Pîr’i rencide edecek sözler söyledi. O ne kadar küfrettiyse Hz. Pîr: “Ey Müslüman! Sen ne dersen biz oyuz” dedi. Ve her seferinde cevabı bu oldu. Bunun üzerine adam hızını alamayıp; “Siz yetmiş iki fırkanın dışındasınız” dedi.

Bunun üzerine Hz. Pîri tebessüm buyurdu. Ve arkasından şöyle dedi: “Doğru söyledin, yetmişiki taifenin dışındayız.” O kimse Hz. Pîr’in göstermiş olduğu tahammül karşısında şaşırarak, kalbine bir yumuşaklığın geldiğini hissetti. Bu hal üzerine çabucak tevbe etti. Ve Hz. Rr’in müridi oldu. Ve muhlislerden oldu.

Seyis tekrar gelerek;
“Ya Ali, beni tez öldür ki o kötü vakti, o fena zamanı görmeyeyim. Sana helal ediyorum. Kanımı dök ki gözüm o kıyameti görmesin” dedi.

Dedim ki: Eğer her zerre bir kanlı katil olsa da, elinde hançer olarak senin kastına yürüse, yine senin bir tek kılını kesemez.Çünkü kader kalemi böyle yazmştır. Sen beni öldüreceksin. Fakat tasalanma.

Senin şefaatçin benim. Ben ruhun eri ve sultanıyım, ten kulu değil. Yanımda bu tenin kıymeti yok; ten kaydına düşmeyen bir eroğluerim.
Minhacü’l Fukara
İsmail Ankaravî Dede

Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe

0