FAHREDDİN CERRÂHÎ ( Kaddesallahu sırrahul âlî )

İbrâhim Fahreddin Efendi 28 Zilkade 1302 / 8 Eylül 1885 Salı günü öğle vakti Karagümrük’te Canfedâ Hâtun Câmii bitişiğinde bulunan Hazret-i Nûreddîn Âsitânesi’nde dünyaya gelmiştir. Dergâhın onbeşinci postnişîni Abdülaziz Zihnî Efendi’nin (v.1270/1853) torunu, onyedinci postnişîni Mehmed Rızâeddîn Yaşar Efendi’nin (v.1331/1913) oğludur.

Fahreddin Efendi’nin annesi (1272-1331) Rifâî meşâyıhından, Uzunçarşı kethüdâsı Hacı İsmail Efendi’nin kızı Şerife Emine Memnûne hanımdır. Memnûne hanımın annesi de Gelenbevî evlâdından Nefise Hanım ile büyük pederi Hacı Abdullah Efendi’nin terbiyesinde yetişmiştir. H. 1286/1869-70 senesinde Mehmed Rızâeddîn Yaşar Efendi ile evlendikten sonra Âsitâne’nin Harem bölümüne yerleşti, vefâtına kadar hankahta dervişlere hizmette bulundu. Eşinin vefâtının üzüntüsüne dayanamayarak yirmi altı gün sonra dâr-ı bekaya rıhlet etti. Kabri türbede eşi Rızâeddîn Yaşar Efendi’nin sol tarafındadır.

TAHSİLİ :

İbrâhîm Fahrî, 1309/1891 başladığı Can Fedâ Kethüdâ Hatun Mektebi’nde şeyh hâfız Kemal Efendi’den Kur’ân-ı Kerîm tâlîm edip 1313/1895’te mezun olmuştur. İlk mektepten sonra Nişanca Câmii yakınlarındaki Hadîkatü’l-Marârif Rüştiyesi’ne devam etti. 1314-1315 yılları arasında Mihrimah Sultan Câmii imamı Fâtih Câmii dersiâmlarından, imam ve hatip hâfız Fâzıl Efendi’den ilm-i sarf okudu, bu esnâda devrin meşhur hattatlarından Bakkal denilmekle ma’rûf Seyyid Hacı Ahmed Ârif Efendi’den sülüs ve nesih hatlarını ta´lîm etmiştir. On altı yaşında (1318/1900) senesinde dönemin önemli sûfîlerinden Abdülkadir Belhî’nin mensuplarından, Gülzâr-ı Hakîkat isimli eserin müellifi Fazlullah Rahîmî Efendi’den Farsça gramer dersleri okudu. Müteâkip senelerde Eyüp Sultan’da bulunan Özbekler Dergâhı şeyhi Nakşî Şeyh Akîl Maksum Efendi’den Mesnevî şerîf ile Hâfız Dîvânı’nı okudu.

fahreddin-dal-cerrahi-sufiname-1

İLK MÜRŞİDİ AMCASI YAHYA GALİB EFENDİ :

Fahreddin Efendi’nin tarikat terbiyesi çocuk yaşlarda kendisini irşad eden amcası Yahyâ Galib Efendi eliyle başladı. Fahreddîn Efendi’nin ilk şeyhi Yahyâ Galib Efendi kendisine yedi yaşında (1309/1891) arakiye giydirmiştir. On bir yaşında kendi hattıyla yazdığı Vird-i Sağîr’i okumasına icâzet verildi, aynı sene kahve nakibliği görevine getirildi.
DİĞER MÜRŞİDİ BABASI RIZAEDDİN YAŞAR EFENDİ :

1315 senesinde babası Rızâeddîn efendiye bîat etti, bir sene sonra tennûre, elim-lam-bend ve tomak giydirilerek çerâğî olarak vazîfelendirildi. Bundan sonra aşçı yamağı ta´yîn edildi. 1318/1901 senesinde beşyüz zeytin çekirdeği taneli tesbih verilerek Hazret-i Pîr Nûreddîn el- Cerrâhî’nin türbedarlığına getirildi. 19 yaşında (1321) babası tarafından tâc-ı şerîf, hırka ve seccâde tekbirlenerek hilafet aldı, hankaha aşçı ta´yîn edildi.

ÜSKÜP KOÇANA TEKKESİ ŞEYHLİĞİ :

1323/1905’te Üsküp Koçana Tekkesi şeyhi Mehmed Kemâleddin Efendi’nin irtihâli üzerine oğlu Ahmed Hakkı Efendi’ye muvakketen vekâlet etmek üzere babası tarafından Koçana’ya gönderildi. Üsküp’e gitmeden evvel Nevrekop’da bir Halvetî tekkesinde halvete girdi. Üsküp’e gittikten sonra Koçana Tekkesi’ne bağlı bin iki yüz dervişin biatlarını yeniledi ve yüz seksen iki kişiyi de derviş olarak kabul etti. Üsküp Âdem Baba Tekkesi’ne, Mitroviça’ya, Yenipazar’a ve Akve’ye giderek buralarda dahi kırk iki kişiden biat aldı.

HÂCEGÎ TEKKESi ŞEYHLİĞİ :

Bugün Hâcegî Râkım Mustafa Efendi Câmii olarak ibâdete açık olan mahalde Cerrâhî Âsitânesi’ne bağlı Hâcegî Tekkesi bulunmaktaydı. Tekke’nin on ikinci postnişîni Mehmed Muhterem Efendi 1309/1891’de irtihal edince yerine oğlu Mehmed Abdülaziz Efendi getirildi. Mâliye’de memurluk yapan Abdülaziz Efendi Tekke’nin şeyhliğini 1322/1904’te Fâtih türbedârı hâfız Ziyâeddin Efendi’ye bırakmıştır. Ziyâeddin Efendi Fahrettin Efendi’nin babası Rızâeddîn Yaşar Efendi’nin halîfesi olup Fâtih Câmii hazîresinde medfûndur. Fahreddîn Efendi Üsküp’ten döndükten kısa bir süre sonra Hâcegî Tekkesi şeyhliğine vekalet etti. Her hafta Perşembe günleri bu tekkede tarîkat âyini icrâ etmiştir.

ÜSKÜDAR KAPIAĞASI ARAKİYECİ TEKKESİ ŞEYHLİĞİ :

Cerrâhî Âsitânesi yedinci postnişîni Abdüşşekûr Efendi’nin (v. 1773) oğlu ve ondördüncü postnişîni Mehmed Ârif Dede (v. 1238/1823) tarafından bu mescide 1806 tarihinde meşîhat konmuştur, bu sebeple Şeyh Mehmed Ârif Dede Dergâhı olarak da bilinmektedir. Fahreddîn Şevkî Efendi, babası tarafından 1328/1910 tarihinde bu tekkenin şeyhliğine ve vakıf mütevelliğine tâyîn edilmiştir. Tekkelerin Seddi Kanûnu olan 4 Eylül 1925 tarihine kadar her hafta Perşembe günleri Arakiyeci Tekkesi’nde tarîkat âyini icrâ etmiş ve âyin günlerinde fukarâya yemek çıkarmıştır. Meşhur Kapıağası Çeşmesi üzerine bir oda inşâ etmiştir. Bu tekke 1930’lu yıllarda çıkan bir yangında ortadan kalkmıştır. 1913’te babası Rızâeddîn Efendi’nin irtihâliyle âsitâne postnişinliğini deruhte eden Fahreddîn Efendi bu iki vazîfeyi birlikte yürütmüştür. KUMRULU MESCİD TEKKESİ ŞEYHLİĞİ :

Yaklaşık otuz sene Kumrulu Tekkesi meşîhatını yürüten Sertarîkzâde Ali Ziyâeddin Efendi’nin 1335/1916 senesinde irtihâliyle Fahreddîn Efendi dergâha vekil tâyîn edilmiştir. Ayîn günü Salı olduğu için Salı Dergâhı olarak da isimlendirilen bu tekkede uzun müddet tarîkat âyini icrâ etmiştir.

KARAGÖZ TEKKESİ ŞEYHLİĞİ :

Fahreddîn Efendi, Zerdecizâde hâfız Hüseyin Efendi (v. 1201/1786) tarafından Cerrâhiyye meşîhatı konan bu tekkede meşîhat vazîfesini sürdüren Cerrâhî Âsitânesi’nin aşçısı Hüseyin Hüsnü Efendi (v. 1928)’nin hastalığı süresince, 1922 ile 1925 arasındaki muhtemel bir târihte her hafta Çarşamba günleri tarîkat âyini icrâ etmek üzere kendisine vekalet etmiştir.

CERRÂHİ ÂSİTÂNESİ ŞEYHLİĞİ :

24 Mayıs 1913’te pederinin dâr-ı bekaya rıhletini müteâkip boşalan meşîhat yarı hisse ile uhdesine verildi. Diğer yarısı amcasının oğlu İsmâil Ni’metullah Efendi’de idi. 8 Şubat 1914’te asâleten postnişîn olmuştur. Postnişîn oluşuna “Mürşid-i reh-i Nûreddîn-i Cerrâhî” cümlesi ile târih düşülmüştür. 1 Temmuz 1914’te amcazâdesinin vefâtıyla uhdesindeki yarım hisse meşîhat 26 Ocak 1915’te diğer yarım hisse ile birleştirilmiş, bu hâdiseye de; “Mürşid-i tarîk-ı aşk” ibâresiyle tarih düşülmüştür.

Birinci Dünya Savaşı esnâsında bir müddet Edirne’de askerlik görevinde bulunan Fahreddîn Efendi’nin askerlik vazîfesini icrâ ettiği bu günlerde Sertarikzâde Salı Tekkesi şeyhi Seyyid Ali Ziyâeddin Efendi, yedi ay boyunca, muhtemelen 1915-16 yılları arasında Pîr Nûreddîn Âsitânesi’nde postnişînliğine vekalet etmiştir.

Fahreddîn Efendi Âsitâne’de postnişîn olduğu süre içerisinde Tekke’de ve Türbe’de bir takım tâmîr ve yeniliklerde bulundu. 1337/1918 senesinde Evkaf Nezâreti tarafından Tekke’nin tâmîrini gerçekleştirdi, 1339/1920 senesinde de türbede çeşitli tâmirler yaptırttı. Tekkelerin kapatılmasından 1364/1945 tarihine kadar başka herhangi bir tâmîr ve yenilemede bulunulmadığı için Tekke harap hale gelmişti. 1364/1945 tarihinde Fahreddîn Efendi’nin sertarîkı es-seyyid eş-şeyh Ali Haydar Efendi ile Âsitâne’nin kapıcısı ve Ordu-yı Hümâyun Tekkesi şeyhi Ali Bahâeddin Efendi ve Kemâleddin Efendi’nin ihvândan ve başka hayır sâhiplerinden topladıkları yardımlarla Tekke’nin inşâsına kalkışıldı; Türbe ve Tevhidhâne’nin sokak tarafı ve ‘muvâcehe-i şerîf penceresi’ kâgîr olarak yeniden yaptırıldı.

Bu tâmirler Fahreddîn Efendi’nin halîfelerinden Kemâleddîn Efendi’nin dostu olan mîmar Pisikast’ın nezâretiyle gerçekleştiriliyordu. Türbe ve Tevhidhâne’nin çökmek üzere olan çatısı yeniden inşâ edilmişti. Mezkûr mîmar Pisikast yapılan işi kontrol için geldiğinde Tevhidhâne’de göz yaşları içinde şu rüyayı anlatmıştır; “Dün gece ben burada imişim, genç kara sakallı ve siyah sarıklı bir şeyh efendi ‘bu pencelerin mîmârîsi İtalyan usûlüdür, şimdi Türk tarz-ı mîmârîsi ve Mîmar Sinan usûlünde yapılacaktır’ diye bana emir verdi ve târif etti. İşte bu târif gereğince türbenin sokak tarafı ve câmî tarafı inşâ edilmiştir. Türbenin tâmîrinde müşâhade edilen tek sıra dışı olay bu değildir. İnşaat ameliyesi esnâsında rençberin küreği bir lahdin kapak taşına rastlar. Rençber kazma ile lahdin kapağı olan mermer taşı kaldırınca defnedildiği zamandan itibaren yüz yetmiş sene geçmiş olan Cerrâhî postnişînlerinden Hazret-i şeyh İbrâhim el-Cerrâhî (v. 1193/1778)’nin defnolunduğu gibi, sadece üzerindeki kefen sararmış yatıyor halde görürler. Rûh-ı pür-fütûhuna fâtihalar okunarak lahdin kapağı yeniden kapatılır. Fahreddîn Efendi bu tâmirleri şu beyitle tevsîk etmiştir;

Erişdi himmet-i Pîr’in sana Fahrî dedin târih
Yapıldı âsitân-ı Pîr Nûreddîn-i Cerrâhî

Ve tâlik hat ile yazdırdığı (hakkettirdiği) bu levhayı Âsitâne’nin kapısının iç tarafına astırmıştır. Dervîşândan -Vakıflar Müdürlüğü’nden emekli- İsmâil Hakkı Zühdü Bey de tekkenin harap hâlinden sonra yenilenmesinden duyduğu memnûniyeti şu medhiye ile dile getirmiştir;

Fahriyâ fahr ile şimdi gözyaşın nisâr
Türbe-i hazret-i Pîr artık edildi i’mâr
Ne kadar ağlayıp âh eylediğim
Hak ile bir ben bilirim
Her isâbette o harâb hâle dü çeşmim ağlar
Yine pîrim efendim bu mübeccel işte
Bizi irşâd ederek etti kerâmet izhâr
Bir taşını koymaya bin bendesi dil-teşne iken
Etti derûhte işin bir dîn-i gayr mi’mâr
Dîn-i gayrı demeğe varmıyor ağzım elhak
Erişir feyzine eyler o da tevhîd ikrâr

Evkaf Müdürlüğü tarafından 1940 yılında Dergâh’ın ve Türbe’nin atölye olarak şahıslara kiraya verilmek istenmesi üzerine teşebbüs ederek beş yıl uğraştıktan sonra Âsitâne’nin Müzeler Müdürlüğü’ne geçmesini temin eden de Fahreddîn Efendi’dir. İstanbul’u Sevenler Cemiyeti’nden sağladığı para ile harap bir hal alan Türbe ve Tevhidhâne’yi tâmîr ettirmiş, daha sonraki yıllarda da Dergâh’ın bakım ve onarımı için gayret sarfederek bu hâliyle günümüze ulaşmasını sağlamıştır.

Fahreddîn Efendi’nin bir diğer hizmeti, 17 Cemâziyelevvel 1340/ 16 Ocak 1922 pazartesi günü Pîr Nûreddin Cerrâhî’nin Cerrahpaşa Câmii’nde muhâfaza edilen arakiye ve yemenilerini Evkaf Nezâreti’nin izniyle Âsitâne’ye getirtmektir. Bu nakli yaptığına dâir o günkü gazetelere ilan vermeyi de ihmal etmez. Onun Türbe’de yaptığı tâmîr ve yeniliklerin içinde Pîr Nûreddîn Cerrâhî’nin sanduka örtüsünü, türbe ve tevhidhânenin perdeleri ile âvize ve fânuslarını tâmîr ettirmek, türbede medfûn bulunan diğer meşâyıhın sandukalarının başında bulunan tâc-ı şerîfleri yenilemek de vardır.
4 Eylül 1925 Tekkelerin Seddi Kanûnu’nu müteâkip Âsitâne’den ayrılmamış, kayd-ı hayat şartıyla fahrî türbedârlık vazîfesini üstlenmiştir. Tekkenin mülkiyetini alması mümkün olduğu halde mülkiyetine geçirmemiş, Vakıflar’a geçmesini temîn etmiştir. 1925’ten itibaren eser te’lîfine, tekke kütüphanesindeki mevcut arşivi kayıt altına almaya ve tarikat kültürünü yaşatmaya devam etmiştir.

SES KAYDI :

 

CENNET ODA GÜNLERİ :

Vefâtından yedi sene evvel 1379/1959 senesinde Pîr Nûreddîn el-Cerrâhî’nin türbesinin yan tarafı ve küçük türbe-i şerîf damı tâmîr edilirken Fahreddîn Efendi meydân-ı Hz. Pîr’e girerken sol tarafta kalan maksûreyi dergâh bahçesine doğru büyüterek bir oda yaptırmış, içine kabrinin yapılmasını emretmiştir. Kabri kazılınca, semâhâne temel duvarlarında pek seyrek bulunan hava bacalarından biri tam kabrin baş ucu tarafına gelir. Kabrin baş ucuna gelen o kırmızı künkün boşluğundan bakıldığında Pîr Nûreddin Cerrâhî’nin kabrinin duvarı görülmektedir. Fahreddîn Efendi bu hâdise üzerine gözyaşları ile şu mısraları yazıp bir şişe içerisinde bu boşluğun içerisine bırakmıştır:

Revzen-i dâğı açmadan bu sîneye
Gülşen-i aşkı temâşadır garaz

Ve irtihâlinde bu mekâna defnedilmesini vasiyet etmiştir. Muhibbânından bazıları, Fahrettin Efendi nâmına, 1 Ekim 1965 tarihinde, Bakanlar Kurulu’na sunulmak üzere İstanbul Mezarlıklar Müdürlüğü’ne bir dilekçe yazmışlardır. Târihî arşiv ve kitâbeler uzmanı Cemâleddin Server, dilekçe sahibi Fahrettin Efendi’nin “Çeyrek asrı doldurup geçen bir zamandan beri ecdadından kalma irşad postunda ilmî ve mânevî vazîfesini, büyük bir liyâkatle îfâ ettiği”, “Ömürlerini dâimâ irfân-ı Rabbânî yolunda, insanlığı tedrîs ve terbiye eylemiş oldukları vesikalarla sabit bulunan bu muhterem âilenin son değerli çocuğu İbrâhim Fahreddîn Efendi’nin vefâtında Dergâh-ı şerîf’in türbesinde, ecdâdının yanındaki yerine gömülmesi, târihî bir an’aneye de ayrıca saygı gösterilmesi bakımından çok yerinde olacağı” şeklindeki 12 Ekim 1965 târihli ‘uzmanlık yazısıyla’ “Hazret-i Nûreddîn Âsitânesi”ne defnedilmesinin uygun olduğu görüşünü bildirir. Bu sıralarda bazı ihvânı ve âile efrâdı ile Bursa’ya gitmiş olan Fahreddîn Şevkî Efendi Bursa’dan döndüğünde evrak Ankara’dan gelmiş, Heyet-i vekîleden izin resmen çıkmıştır. Muhibbân tereddüt etmekle birlikte bu haberi Fahreddîn Efendi’ye bildirmekte beis görmezler. Haberi ziyâde memnûniyetle ve gözyaşları içinde karşılayan Fahreddîn Efendi zaten kabri üzerinde yayılı bulunan seccâdesi üzerinde yaz ve kış ibâdetle meşgûl olmaya devam etmiştir. Bu husûsî hâlinin yedi sene devam ettiği bilinmektedir.

“Cennet oda” tabir edilen bu mekândaki meşgûliyeti şu şekilde özetlenebilir. Gece yarısından sonra içinde kabr-i şerîfi bulunan Cennet odasına çıkar, yarım günlük kaza namazından sonra teheccüt namazı, vird-i kebîri kırâattan sonra günlük derslerini okumaya başlardı. Sabah namazını müteâkip de bu dersler devam ederdi. Nihâyetinde birkaç cüz Kur’ân-ı Kerîm okumayı da ihmal etmezdi. Çünkü hâfız-ı Kur’ân olanların her gün en az bir cüz Kur’ân okumak mecbûriyetleri vardır.

Sadece Pazartesi sabahları dervîşânı kabul etti, sabah usûlü icrâ etti. Onunla azâmî ölçüde vakit geçiren Hazret-i şeyh Safer Efendi, Fahrettin Efendi’nin sabah vakti ibâdet alışkanlığı husûsunda şu bilgiyi vermektedir: “Mürşidim seyyid sultan İbrâhim Fahreddîn Cerrâhî (k.s.) efendimizin her seher, sabah namazından evvel ve sonra beş buçuk saat evrâd ü ezkâr, tesbîh ve Kur’ân ile meşgûliyyeti vardı”.

Fahrettin Efendi’nin kendi kabrinde geçirdiği bu uzun vakitler hayret ve tecessüs uyandırıyordu. Dergâh’ın şerbethânesinde Ali Bey isminde bir zât otururdu. Bir gün Fahreddîn Efendi’ye; “Efendiciğim, bana sen öldüğün gün seni şuraya gömeceğiz deseler, benim ödüm patlar; bakıyorum da siz her gün kabrinizin üzerinde saatlerce oturuyorsunuz, hiç korkmuyor musunuz?” diye suâl edince Fahreddîn Efendi tebessüm ile; “Hayatımın en tatlı vaktini ben kabrim üzerinde otururken geçiriyordum” buyurdular. Bu haz ve lezzeti tasvir ettiği beyitlerinden biri de şudur;

Her seher var bâb-ı lütfa vird-i sübhiye ile
Ref olur perde gönülden sırr-ı zikrullâh ile

AHİRETE İNTİKALİ :

İbadetle geçen bu yılların ardından Fahreddîn Efendi hastalandı. Kendisi hastalanan bir mü’minin üç yönlü tedavi olmasını tavsiye ederdi; hem doktora görünmeli, ilaç almalı, hem Kur’ân okumalı ve okutmalıydı ve bol sadaka vermeliydi. Rahatsızlığının şiddetle seyrettiği günlerden bir gün dervişi Safer Efendi; “Efendiciğim, bir hadîs-i şerîfte, hastalık mü’minler için sebeb-i mağfiret, günâhı olmayan mü’minler için terfi-i derecât olduğunu ifâde buyururdunuz? Şu terfînize yeter deyip de yataktan kalksanız olmaz mı?” diye sorduğunda tebessüm ederek; “Çekmekte olduğum ağrı ve acıya eyvallah” diyerek ve gönül hânesine eli ile işâret ederek; “Burası yeter demiyor. bir çocuğu annesi dövse ne diye bağırır, anneciğim der” buyurdular. Fahreddîn Efendi’nin hastalığı gün geçtikçe artırıyordu. Bu günlerden bir gün hizmetinden bir an ayrılmayan dervişi hazret-i şeyh Safer Efendi’yi tebessümle ve “Söz ölüm getirmez” sözleriyle tesellî ettikten sonra ona, gasil ve cenâze merâsiminde okunacak ilâhîlere kadar detaylı bir biçimde vasiyetini açıklamıştır.
Ağrı ve acılarının kesildiği ve ayağa kalkabileceğini ifade ettiği 3 Şa’ban 1386 / 16 Kasım 1966 Çarşamba günü ikindiden sonra ‘bir müjde aldığını’ söyledi. Sordular, “Biraz müsâde edin, söyleyeceğim” dedi. O gece saat 22.15’te âlem-i bekaya irtihâl buyurdu. 16 Kasım Perşembe günü o günkü bir çok gazetelerde çıkan ilanlardan biri de şudur;
“Hâtemü’l-müctehidîn Hazret-i Nûreddîn-i Cerrâhî Âsitânesi postnişîni ve Câmilihan Hatîbi İstanbul Vâizlerinden el-Hâc M. Ozak Efendi’nin peder-i âlîsi es-Seyyid İbrâhim Fahreddîn Erenden Efendi hazretlerinin âlem-i fânîden, âlem-i bekâya rıhlet ettiği kederle arz olunur. Namazı 18 Kasım 1966 Cuma günü, Fâtih Câmii’nde Cuma’yı müteâkip eda edilecek ve ceddinin yanına sırlanacaktır. Rahmetullâhi aleyh.”

Allah şefaatlerine nail eylesin.

Fahreddin Efendi Hazretlerinin Kartviziti

Fahreddin Efendi Kartviziti

ESERLERİ :

Envar-ı Hazret-i Pir Nureddin Cerrahi ve Tabakat-ı Cerrahiyye : İlk kısımda tarikat adabını ikinci kısımda Hazret-i Pir’den başlayarak, halifeleri ve postnişin olan meşayihin hayatını ve menkıbelerini anlatır.

Sualname : Fahreddîn Efendi’nin h. 1339/1920-21 senesinde vâkı olan Bursa seyâhati esnâsında Cerrâhî müntesiplerinden Derviş Mustafa Abdülhamîd Efendi’nin suâllerine cevâben bir hâtıra olmak üzere kaleme aldığı eseridir.

Tarifat : Tarikat adabından bahseden 23 sayfalık bir risaledir.

Nutuklarından Seçmeler :

Tevhîd etsin dilimiz
Pâk olsun hem kalbimiz
Sırlar görsün gözümüz
Lâ ilâhe illallâh

Dervişler tevhîd eder
Kalbinin pasın siler
Erenler yolun güder
Lâ ilâhe illallâh

Tevhîd îman tapusu
Gider nârın korkusu
Açar cennet kapusu
Lâ ilâhe illallâh

Nûreddîn’in yolunda
Fahrî her an kapunda
Gece gündüz dilinde
Lâ ilâhe illallâh

**************

Dost bahçesinin gülleri
Cerrâhîler derler bize
Pîr evinin bülbülleri
Cerrâhîler derler bize

Her dem baharda ilimiz
Açılır nâre gülümüz
Demler döker şol dilimiz
Cerrâhîler derler bize

Gece gündüz cünbüşleri
Hakk’ı zikretmek işleri
Pîr Nûreddîn dervişleri
Cerrâhîler derler bize

Giyerler şal libâsını
Silerler gönül pâsını
Duy Fahrî’nin nidâsını
Cerrâhîler derler bize

*********************

Tâ devr-i Âdem’den yüz sürüp geldim
Dergâhına senin pîrim Nûreddîn
Düşüp eşiğine hoş niyâz kıldım
Dergâhına senin pîrim Nûreddîn

Asrının kutbu erenler eri
Sırr-ı hakîkatin kenz-i ma’deni
Armağan etmişim can ile seri
Dergâhına senin pîrim Nûreddîn

Dervişlerin çoktur kalû belîden
Zerre dûr olmazlar râh-ı Alî’den
Gönül bend eyledim tâ ezelîden
Dergâhına senin pîrim Nûreddîn

Düşeliden beri gönlüme sevdâ
Âh u zâr eylerim her subh u mesâ
Oldu cânım şimdi bülbül-i şeydâ
Dergâhına senin pîrim Nûreddîn

Pîrim Cerrâhî’nin tutmuşum elin
Kesseler başımı terk etmem yolun
Aşk u niyâz eyler bu Fahrî kulun
Dergâhına senin pîrim Nûreddîn

0