Bu Kâinatın Aslı Bir Noktadır !

Bu Kâinatın Aslı Bir Noktadır !

Kur’ân-ı Kerîm’in Nûr Sûresi 35.âyetinde“Allah göklerin ve yerin nurudur.O’nun nuru,içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. O lambaya nisbet edilmeyen mübarek zeytin ağacından zuhûr eder.O nûr üstüne nûrdur.” buyrulmaktadır.

Burada zeytin ağacı insan ağacı gibidir.Doğu Vahdeti, batı ise kesreti remzeder. Bu îmân nuru,insanın gönül kandilinde yanan bir ışıktır. Bu insanın gönül fanusunda yanan kandilin ışığı ne bedene,ne de cana ait değildir. Cananın bu nuru gönül fanusundan meydana gelmektedir. Aslında kamu âlem bir noktadır. Fakat bu âlemde, sıfat ve esmâsıyla,kendini ârif olmayanlardan gizledi. O’nun nûr olan güzel yüzünü âriflerden başkası göremedi.Bu âlem bir fenerdir. Onu aydınlatan,her varlığın içindeki Zâtının tecellîleridir. Bir lambanın fitili gibi ışığını verip durmaktadır.Sen ise,hayâli gölgeleri görmekten,ışığı göremiyorsun.

Ondan sonra da, gece ve gündüz ah u figan edip inleyerek onun aşkı ile yanıyorsun. Nasıl insanlardaki rûh bülbülü,sıfatları olan gülün dalında ötmekle kendini sıfatlarından zuhûra getirince ,sesi kesilir,aynen onun gibi, sen de Zâtından sıfatlarına,sıfatlarından da esmâ alarak fiilleriyle açığa çıkarak eserlerini görmeye çalışırsan, bu kâinatın bir noktadan meydana geldiğini görmüş olursun. Bir hadiste “İlim bir nokta idi, onu cahiller çoğalttı” buyrulduğu gibi, ilmin Allah’ın olduğunu bildiğimizde,cahillik elbette kula kalmış olur.

İşte Allah da hiçbir varlığı kalmayanlardan,bu ilim ve tecellîlerini açığa çıkardı.Bir ağacın çekirdeğine dil verip “Bu ağaç senin açığa çıkış şeklin midir? diye sorsak “Evet” diyecektir. Bütün ağacın, gövde, kalın dal, ince dal ve yapraklarına da sorsak onlar da, kökteki çekirdeğin birer şerhi olduğunu söyleyeceklerdir. İşte bu kâinat ağacı da öyledir. Bir Hadis-i Kudsî’de “Ben gizli bir hazine idim. Bilinmekliğimi murad ettim. Bu halkı halk edip, onlardan da kendimi seyrettim” buyrulmuştur.

Kemâlâtını bulup, ârif olanlardan her an Cenâb-ı Hakk seyredip durmaktadır. Bu sırlara vâkıf olmak için,canı Hakk yolunda fedâ etmek lâzımdır. Hakk’a canını verenler canan alır yerine. Böylece Hakk’ın gizli hazine kapıları o kişiye açılır. Yoksa her kişiye değil. Cenâb-ı Hakk bu âlemde Zât, sıfatları, esmâsı, ef’âli ve eserleri ile kendini sergilediği halde, hicâb perdelerini yırtamayanlara sıfat ve esmâsı ile kendi yüzünü örtmüş ve gizlemiştir. Aslında onu görmemek, kişinin kendi cehâlet perdeleridir. Yoksa, o her şeyde ayan beyan görünmektedir. Noktalardan ‘elif’ meydana gelir. Elif de çeşitli şekillere bürünerek 28 Kur’ân harflerini meydana getirir. Bunun gibi, noktanın tecellî ettiği yerlerde, şekil ve zuhûrâtıyla bu âlemdeki nurunu meydana getirdiğini görmüş oluyoruz. Cenâb-ı Hakk bizlere bu idrakle her şeye bakmayı nasîb etsin. Âmin.

Ahmet Arslan Efendi

0