Bizim Ayıplarımız Bize Yeter !

Yeryüzündeki en güzel tüylü hayvanın tavus kuşu olduğu söylenir. Rengarenk kanatlarını açtığında, bu güzelliğe hiçbir kimsenin kayıtsız kalamayacağı iddia edilir. Bu hayvan nerede yaşar, varlığını nasıl sürdürür bilmem ama onunla ilgili dikkate değer bir anektot bilirim:

Hayvanlar arasında, güzelliğiyle bunca şöhrete sahipken, bütün diğer kuşlar onun yerinde olmak için adeta can atarken, tavus kuşu devamlı mahzun ve başı önüne eğik bir şekilde düşünüp durmaktadır. Oysa normal şartlarda bu güzelliğe sahip olan birinin, çok mutlu, havalı ve hatta burnunun biraz kalkık olması bile beklenir. Ama gel gör ki tavus kuşu adeta yas tutmaktadır. Peki bu kocaman cüsseli ve o güzelim kanatlarını açtığında adeta bir gökkuşağını andıran hayvanı böylesine hüzünlendiren nedir dersiniz? Denir ki, tavus kuşunun simsiyah ayakları vardır. Kuş, ayaklarına bakıp bakıp üzülürmüş. Güzel tüyleri, rengarenk kanatları, herkesin kendisine hayranca bakışı umurunda değildir: Bacakları simsiyah ve çirkindir. Halbuki kanatlarıyla örttüğü için kimsenin gördüğü de yok, kaldı ki bu olağanüstü güzelliğin içinde kimsenin siyah ayaklarıyla ilgileneceği de yok. Ama tavus kuşu bunların hiçbirisine aldanmaz: Simsiyah bacakları vardır ve bu onun neşesini kaçırmaktadır. Bu durumu ünlü yazar Montaigne, Denemeler’inde “Tavus kuşuna haddini bildiren, ayaklarıdır” sözleriyle tablolaştırmaktadır.

Şimdi bu anektodu zihninizin bir tarafında saklı tutun. Hemen ardından da şu menkibeye kulak kesilin: Büyük bir Allah dostu, ihvanıyla birlikte bir sefer halindedir. Mevsim yaz ve havalar kavurucak denli sıcaktır. Yollarının bir yerinde bir köpek leşine rastlarlar. Öldükten sonra diğer hayvanlar tarafından paramparça edilmiş çok kötü bir koku yaymakta, bu iğrenç kokuya birkaç metre mesafede bile tahammül edilememektedir. Bununla birlikte leşin üzerinde uçuşan bir sinek bulutu hayvanın yanından geçişi daha da zorlaştırmaktadır. Leşe yaklaştıkça ihvanın kimi yollarını değiştirmekte, kimi de yüzünü ters yöne çevirerek leşin yanından hızla geçmeye çalışmaktadır. Kimisi ise burnunu kapatıp aceleyle bu çirkin manzaradan uzaklaşma telaşındadır. Allah dostunda ise telaştan öte bir dikkat var, hatta gitgide adımları yavaşlamaktadır. Çok yakın bir yerde durur ve hayranlıkla hayvana bakar. Sevenleri durumdan bir şey anlamamış, uzaktan meseleyi anlamlandırmaya çalışmaktalar. “Efendi, bu çirkin manzarada, tahammül edilmesi güç bu kokunun içinde ne aramaktadır?” Bir süre seyrettikten sonra, sinek vızıltılarına aldırış etmeden uzaklaşır Efendi. İhvanın şaşkınlığı dorukta. Gözlerinde ve tavırlarında aynı soru: “Ne oldu?” Efendi bir şeyler söyleme gereği duyar. Açıklama çok kısa: “Dikkat ettiniz mi hayvana! Ne güzel dişleri vardı?” Hepsi bu kadar. Şimdi bu iki ‘durum’u birlikte okumayı deneyelim:

Birisinde çok büyük bir güzelliğe sahipken kendinde bir eksik bulan tavus kuşu. Diğerinde çok kötü bir manzarada bile güzellik arayan bir bakış.

Ve sufilerden biri dedi ki: “İnsan nefsine karşı, kendisi söz konusu olduğunda tavus kuşu gibi olmalı; kendisinde ne kadar güzellik ve ön plana çıkarılmaya değer özellik bulunursa bulunsun, daima eksiklerini aramalı, günahlarıyla meşgul olmaldır. Başkasına karşı, öteki söz konusu olduğunda da, o Allah dostu gibi hep güzel bir şeyler aramalı.”

Saadettin ACAR Kasım / 2013

0