Bir Tebessüm Yeter !

Bir Tebessüm Yeter !

Günümüzde, Efendimiz s.a.v.’in güldüğünü, şaka yaptığını duyduğunda şaşıracak kimselerin sayısı hiç de az değildir. Evet, Allah’ın Rasulü s.a.v. peygamberlik vakar, heybet ve ciddiyetine rağmen latife yapmış, az da olsa gülmüş, ama çoğunlukla tebessüm etmiştir. Çünkü o insanların en içteni, en cana yakınıydı.

Latife, yani hoş ve yerinde bir şaka sevdiklerimizden gelen bir lütuftur. Kimi zaman sevindirir, kimi zaman tebessüm ettirir. Bazen de düşündürür. Latife yumuşaktır, incitmez. Güzeldir, gönüllere safa verir. Temizdir, içinde çirkinlik bulunmaz. Şaka, mizah, espri kelimeleri de latife ile yakın anlamlara gelir. Ama bizim kültürümüzün şaka anlayışını en iyi tarif eden kelime latifedir.

İslâm ahlâkının gereği müminler içten ve cana yakın kimselerdir. Çünkü taşıdıkları iman onların ahlâkını güzelleştirir, halim tabiatlı, yumuşak huylu kişiler haline getirir. Kalplerindeki merhamet ve şefkat yüzlerinden yansır. Güler yüz ve tatlı dil vazgeçilmez süsleridir. Onları gören sever, sevinir, huzur bulur. İnsanlar onun kelamındaki letafetten mutlu ve memnun olur. Tebessümüyle gönüller alır. Çok kıymetli olan bu güzellik hiçbir para, makam ya da mevki gerektirmez.

Dünyevî değer yargılarının kalpleri kuşattığı günümüzde bu halin anlaşılması zor. Çünkü bu hal Saadet Asrı’nın ve İslâm’ı gönülden yaşayan saadetli kulların halidir. Efendimiz s.a.v.’in arkadaşlarından Câbir b. Semüre r.a. Rasulullah s.a.v.’in ve sahabilerin bu güzel halini şöyle anlatmıştır:
“Kimi zaman sahabiler O’nun huzurunda birbirlerine beyitler okurdu. Rasulullah s.a.v. de onlara kendi haklarında bir şey söyleyince gülerlerdi. Rasulullah s.a.v. ise çoğunlukla tebessüm ederdi.”

Peygamber tebessümü

Günümüzde müslümanlar genel olarak tebessüme ve latife ahlâkına mesafeli durmakta, hatta bu haller biraz nâhoş karşılanmaktadır. Mümin denilince akla çatık kaşlı, sert bakışlı, celalli, asık yüzlü kimseler gelmektedir. Evet, biz müminlere hüzün de yakışmaktadır. Çünkü itikatımıza göre imtihan ve sıkıntı yurdundayız. İman şuurumuz da hüznümüzü her gün yeniliyor. Başımızı yastığa her koyuşumuzda ihmal ettiğimiz vazifelerimiz, geçmişteki günahlarımız ve dünyanın bitmek bilmeyen cefaları geliyor aklımıza. Kalbimiz inciniyor, bir kez daha tazeleniyor hüznümüz. Şu garip dünyada kendi halimize mi üzülelim, din kardeşlerimizin haline mi bilemiyoruz.

Ancak müminler haklı sebepleri olsa da tebessümünü ve diriliğini kaybetmemeli, toplumun kendisiyle güç ve cesaret bulduğu güven ve huzur insanı olmalıdır. Çünkü ümmetin güçlü ve şuurlu insanlara ihtiyacı var. Efendimiz s.a.v. bir hüzün peygamberi olmasına rağmen asla kaşları çatık halde durmaz, kimseye sert bakmazdı. Her halinde insanın içini ısıtan, kalbine tesir eden tebessümünü etrafındakilerden esirgemezdi.

Sahabilerden Abdullah b. Hâris r.a. O’nu şöyle anlatmıştı:
“Allah Rasü kadar tebessüm eden birini daha görmedim.”

Günümüzde, Efendimiz s.a.v.’in güldüğünü, şaka yaptığını duyduğunda şaşıracak kimselerin sayısı hiç de az değil. Evet, Allah’ın Rasulü s.a.v. peygamberlik vakar, heybet ve ciddiyetine rağmen latife yapmış, az da olsa gülmüş, ama çoğunlukla tebessüm etmiştir. Çünkü o insanların en içteni, en cana yakınıydı. Onun latifeleriyle ortam yumuşamış, insanlar rahatlamıştır. Sahabiler Efendimiz s.a.v.’in bu cana yakın halinden cesaret alarak her türlü soruyu sormuşlardır. Efendimiz s.a.v.’in bu yönü düşünüldüğünde, somurtmak ve insanlara soğuk davranmak için geçerli hangi sebep olabilir?

Tebessüm esirgenince

Latife ve tebessüm ahlâkını kaybetmemiz sadece bizi değil, çevrimizdekileri de zarara uğratıyor. Din hizmetkârları ve hocalar tebessümden uzaklaştıkça, insanlar İslâm’ın güzelliklerine mesafeli duruyor. Çatık kaşlı öğretmen ve müderrislerin öğrencileri korkarak dinledikleri dersi anlayamıyor. Çocuklar soğuk duran ebeveynlere içini açamıyor. Hastalar sert bakışlı doktora derdini anlatamıyor. Aynı sebeple işçi patronunun, fakir zenginin kapısını çalamıyor.
Sorumlulukların tebessüm ve latife ahlâkına engel olduğu düşüncesi yaygın ama yanlış bir kanaattir. İnsanlar konumları gereği sert durmayı ve sorumluluklarını yerine getirebilmek için asık suratlı olmayı, sert konuşmayı, hatta kibirlenmeye kadar varan davranışları gerekli görüyor. Ancak bu anlayış Sünnet ile bağdaşmıyor. Hz. Peygamber s.a.v. elli yaşının üzerindeyken beş yaşındaki bir çocukla bile şakalaşmıştır.

Efendimiz s.a.v.’in güzide ashabından Mahmud bin Rebî anlatıyor:
“Ben beş yaşlarında iken Rasulullah s.a.v.’in, evimizdeki kovadan mübarek ağzına aldığı suyu üzerime püskürttüğünü hatırlıyorum.”

O halde müminler olarak tebessümün sadaka olduğunu unutmayalım. Bu masrafı az, kazancı çok sadakayı vermekte cimri davranamayız. Latifeyi Allah’ın kullarına bir nimeti olarak bilmeli, yeri geldiğinde onu esirgememeliyiz. Çünkü latife ile nice kırgınlıklar ve kızgınlıklar sona ermiş, dostluklar pekişmiş, gönüller alınmıştır.

Şakanın ölçüsü

Latife ve tebessüm ahlâkından uzak müminler olduğu gibi, bu hususta ölçüleri gözetmeyenler de vardır. Şaka hususunda ölçüyü dinimiz belirlemiştir. Mizah, şaka, latife adına dinimizce meşru görülmeyen sözler, işler caiz değildir. Mesela pek çok müslümanın şaka yapayım derken yalan söylediğini, iftira attığını, gıybet ettiğini, kalp kırdığını görmek mümkün. Efendimiz s.a.v.’in sünnetine uymayan davranışlar da şakada dikkat edilmesi gereken hususlardır. Hayatı boyunca kahkaha atmayan bir peygamberin ümmetine sığ kahkaha yerine candan tebessüm elbette daha çok yakışır. Devamlı gülmek de hoş karşılanmamıştır.

Allah’ın Rasulü s.a.v. çok tebessüm etmesine rağmen az gülmüş ve müminleri bu hususta şöyle uyarmıştır:
“Çok gülmek kalbi karartır ve müminin değerini düşürür.”

Günümüzün mizah anlayışı dinî ölçüleri gözetmiyor, özellikle yalan söyleyerek şaka yapmakta bir sakınca görmüyor. Dinî hassasiyete sahip kişiler bile şaka yaparken doğru olmayan şeyler söylebiliyor. Oysa yalan, şaka bile olsa yalandır. Efendimiz s.a.v. hiçbir zaman doğruluktan ayrılmamış, hadis-i şeriflerinde şaka bile olsa yalan söylenmemesi gerektiğine dikkat çekmiştir.

Bir defasında Rasulullah s.a.v.’in latife yapmasına şaşıran sahabeler:
– Ey Allah’ın Rasulü, siz de bizlere şaka yapıyorsunuz, dediklerinde, Rasulullah s.a.v. şöyle buyurmuştur:
– Evet, ancak ben, doğru sözden başka bir söz söylemem.

İslâm doğruluk dinidir ve müslüman her haliyle doğruluktan ayrılmamalıdır. Yalnızca insanları güldürmek için İslâm’ın en temel prensiplerinden birini çiğneyen kişilere Allah Rasulü s.a.v. şu keskin uyarıda bulunmuştur:
“Yazıklar olsun milleti güldürmek için yalan söyleyene! Yazıklar olsun, yazıklar olsun…”

Doğru söz güzel latife

Peygamber Efendimiz s.a.v. doğru sözlerle de güzel şakalar yapılabileceğini latifeleriyle göstermiş, en doğru sözlerle en güzel latifeleri yapmıştır. Mesela çocuk yaşlarda Peygamber s.a.v. Efendimiz’in hizmetinde bulunma şerefine erişen Enes bin Mâlik r.a.’a, bazı zamanlar “Ey iki kulaklı!” diye seslenmiş ve bu sözü duyanlar tebessüm etmiştir.

Bir defasında eşini soran bir hanım sahabiye:
– Senin kocan, şu gözlerinde beyazlık olan kimse midir, diye sormuştur. Hayret ve şaşkınlıkla konuşan hanım sahabi:
– Ey Allah’ın Rasulü, benim kocamın gözlerinde beyazlık yok, dediğinde, Allah Rasulü s.a.v. tebessüm ederek:
– Her insanın gözünde beyazlık vardır, demiştir.

Evliyaullah da Sünnet’e uygun latifeler yapmıştır. Müritlerinden biri uzun zamandır göremediği mürşidine hitapla;
– Efendim nerelerdesiniz, diyerek özlemini ifade eder. Mürşidi, müridin özlem ve gayretine muhabbet dolu bir latifeyle karşılık verir:
– Sarığımın altındayım!

Her hususta olduğu gibi mümin, tebessüm ve latife anlayışında da orta yolu tutmalıdır. Peygamber Efendimiz s.a.v. bu hususta da en güzel örnektir. Sevilen, sevdiren, müjdeleyen olmak hepimizin görevidir. Bu noktada latife ve tebessüm vesilemiz olmalıdır. Adımız anıldığında insanların aklına tebessüm eden simamız gelmelidir. Ancak mümin kendini hep güldüren, daima şaka yapan kişi konumuna da düşürmemelidir. Hazreti Ömer r.a. şöyle buyurmuştur:

“Çok gülenin heybeti azalır, çok şaka yapan hafife alınır.”

Semerkand Dergisi

Selim Uğur

1