BİR Mİ’RAC HADİSESİ

Otuz yıl evvel bir Cuma namazındaydım. Câminin içinde dizimin üzerine Muhammed oturuşu ile otururken imam efendinin hutbeye çıkışı anında bana bir hal oldu. Gözlerim cemâat ve imamı görmez oldu.Sanki gözüme gayriyeti örten bir perde çekildi. Önümde Resûlullah Efendimiz zâhir oldu. Bana “Ahmet efendi, gel seninle beraber Mi’rac yapalım” dedi ve benim sağ bileğimden tuttu.

Sonra aynen kitaplarda okuduğumuz gibi, Mescîd-i Aksâ’ya, oradan yedi kat semâyı geçerek Sidret-ül Münteha’ya vardık. Oradan da ileriye geçerek yeşillik ve sulak bir alanda durduk. Burada “Yaklaş ya Muhammed” diye bir sesin geldiğini duydum. Resûlullah Efendimiz sağ tarafımda olduğu için, Resûlullah Efendim nasıl bir harekette bulunacak diye sağıma dönerek Resûlullah efendimize baktım.Yanımda Resûlullah Efendimiz yoktu.

Kendimi Muhammed olarak orada gördüm. Bu sefer bu ses Cenâb-ı Hakk’ın sesidir, O’nun Cemalullahını çok merak ediyorum, acaba nasıldır diye sesin geldiği yere dönerek baktığımda, yine o sesin sahibinin Cenâb-ı Hakk olarak kendim olduğunu gördüm.O anda, “Allah” diye beni bir sahika yakaladı.O beni ihâta eden nûr içinde bir hayli kendimden geçmiş vaziyete kaldım.O zamanımı kelâmla anlatmam mümkün değildir. Sonra, tekrar oradan yine yedi kat semâyı kat ederek kendi halime avdet ettim.Kendime geldiğimde, imam efendi hutbe için birinci basamaktan ikinci basamağa yeni çıkıyordu.

Anladım ki,zaman içinde bir zamanda, Mi’rac yaptırılmıştım. Bu, hayatımda bir defa zuhûr etmişti. Yirmi sene Uşakî tahsilimden sonra, onbeş sene de Hasan Özlem Hazretlerinden Tevhîd merâtibi tahsilimi yaptım. Her vakit namazlarımda, kelâmın kelâmullah olduğu, kıyam, rükû ve secde fiillerinin fiilullah olduğu müşâhedesi idrâkiyle her gün Hakk’la konuşmak ve O’nunla beraber olma zevki beni istilâ etti. Hakk’ın sîret tecellîleriyle, O’nunla beraber olmak ve O’nu dâima kelâm ve fiilleriyle seyretmek bana zevk ve dostla beraber olma mutluluğu verdi. Ondan sonra anladım ki,ömründe bir defa misâlî bir görüntü ile yapmaktansa, her an ve her zaman zâhir olarak onunla beraber olmak ve her an ayrı bir tecellîsini seyretmek ve konuşmak kişinin Cennet’i olsa gerektir.

Ahmet Arslan Efendi

 

0