Aşk ve nefis arasında nasıl bir düzen kendini hissettirir ?

Hazreti Âdem ve yasak ağaç konusundan hareketle aşk nasıl açıklanmıştır?
İstemek, dilemek, arzu etmek (irâde etmek) aşkı doğuran bir özellik midir?
Aşk ve nefis arasında nasıl bir düzen kendini hissettirir?
Aşk, edebin hâl haline gelmesinde nasıl bir role sahiptir?

“…Kur’anı Kerîm’deki kıssalarda ne kadar benzerlik vardır. Bunlar, esâsen hep bir mânâdadır. Meselâ Hazreti Âdem’ın kıssasıyle Mûsâ’nınki birbirlerine ne kadar benzer.

Cenâbı Hak, Hazreti Âdem’e: Sana cenneti ihsan ettim. Maksadın cennet ise hâsıl oldu. Nîmetler de verdim. Gãyen bu ise o da oldu. Ye, iç, otur, eğlen, gez, yürü… Yalnız şu yasak ağaca yaklaşma… Çünkü sana ihsan ettiğim şeyler akıl ölçüsü içindedir. Yasak olan ağaç ise aşk’tır. Onun meyvesi gam ve mihnet (zahmet), gölgesi zulmet (eziyet) ve hayrettir (şaşkınlıktır). Süsü güzelin göz yaşıdır. Mihnet (zorluk) muhabbetsiz olmaz, yakınlık belâsız olmaz. Cennet ise rahat köşesi ve sığınaktır. Aşkın kan bahası candır.

Hazreti Mûsâ’ya da Cenâbı Hak: “Nedir elindeki yâ Mûsâ?” deyince, “asâmdır yâ Rabbî…” dedi. Onunla ne yaparsın? buyurulunca, bu hitâbın zevkiyle mest olan Mûsâ, duyduğu zevkin lezzetini uzatabilmek için: “Onunla koyunlarımı sürerim, ağaçtan yaprak düşürürüm, yürürken dayanırım” (Tâhâ sûresi, 1718. âyet)… diye sözüne devam etti ve yine bu hitâbın mestliğinden dolayı: yâ Rabbî bana kendini göster! dedi (A’raf sûresi, 143.âyet). Cevap olarak: “Beni göremezsin” (A’raf sûresi, 143. âyet) buyruldu.

Mûsâ’ya tecellî bir ağaçtan vâki oldu. Kezâ Âdem de memnû (yasak edilmiş) meyveyi bir ağaçtan yedi. Hazreti Mûsâ’ya: Beni göremezsin, yâni beni bu beşerî varlığınla göremezsin, buyurulduğu gibi, Âdem’e de muhabbet ve aşk dalına yapışmak ve yasak olan meyveden yemek isteyince: O burada olamaz; dünyâda gerektir. Oraya git ve mihnetlere sataş! buyuruldu. İşte onun için de Âdem, cennet bahçelerini iki tâne habbeye (tohuma) fedâ eyledi…

Münîre Hanımefendi:
Âdem’in bu hâli de kazâ ve kader îcâbı değil miydi?

“Tabiî… Fakat Âdem, kabâhati nefsinde gördü ve: “Yâ Rabbî nefsime zulmettim” (A’râf sûresi, 23.âyet) dedi. Cenâbı Hak: Yâ Âdem, bu hal benim kazâ ve kaderim îcâbı olduğunu bildiğin halde niçin kendini suçlu tutuyorsun? buyurunca: Biliyorum Yâ Rabbî… Fakat sendendir demeye edebim bırakmadı, diye cevap verdi. İşte Âdem’in bu kendisini hor hakir (değersiz) edip aczini bilmesi, onu tekrar kendine, âlâ (üstün) mevkiine yükseltti.

Şeytana gelince, Cenâbı Hakk’a: Bana dalâleti sen verdin! demek sûretiyle Hakk’ın dergâhından kovuldu.
Allah, iki cihanda da edebi tevfik etsin (üstün kılsın). Çünkü edepsiz kimse, iki dünyâda da hüsrandadır…”

Hz.Ken’an Rifâî | Sohbetler

0