Muhasebe Nedir ?

Muhasebe Nedir ?

Resulullah efendimiz (a.s.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar: “Hesaba çekilmeden evvel, kendinizi hesaba çekiniz.

Kıyamet günü amelleriniz tartılmadan, amellerinizi tartınız. Ve ölmeden önce ölünüz.” Amellerinizi, aklınızın ve şeriate ait ölçülerin yardımıyla tartınız. Zira bir âyet-i kerimede; “O gün, sevap tartısı ağır gelen, razı olacağı bir hayat içindedir. Sevap tartısı hafif gelenin ise, kucağına sığınacağı anası, bir uçurumdur.” (Karia, 6, 7, 8, 9) buyurulmaktadır. Ahirete memnun ve mesrur gitmenin yolu, bu dünyada insanın kendisini hesaba çekmesidir.

Şeyh hazretleri Fütuhat’ın otuzüçüncü babında şöyle buyuruyor:
“Bizim şeyhlerimiz, Hz. Peygamberin; ‘hesaba çekilmeden evvel, nefislerinizi hesaba çekiniz’ emrine imtisâlen, konuştukları ve işledikleri bütün amellerden kendilerini hesaba çekerlerdi. Hatta söyledikledi sözleri ve yaptıkları işleri bir deftere kaydederlerdi. Yatsı namazını kıldıktan sonra evlerine çekilip kendilerini muhasebe ederlerdi. Ve defterlerini hazır hale getirirler di. Deftere yazmış oldukları amellerini okuyarak muhasebe ederler, şayet yaptıkları işlerde mâsiyet mevcut ise tevbe istiğfar ederler, yok şayet şükrü gerektirecek bir husus var ise şükrederlerdi. O gün bu muhasebeyi yapmadan uyumazlardı.”

Ve Şeyh hazretleri devamen şöyle dedi:
“Ben bütün bu sıfatları kendisinde taşıyan iki kimseyle karşılaştım. Biri Abdullah bin Mücahid, diğeri ise Abdullah bin Kasım idi. Bunlar bu makama sahip idiler. Ve bunlar tevbe edenlerin kutbuydu âdeta.”
Ey Hak talibi olan kimse, işte hakikî muhasebe edenler, bu itinayı ve ihtimamı göstermişlerdir. En büyük sermayesi olan ömrünü boş işlerle dolduran ne büyük zarardadır bir düşün… Onun sonu hüsrandır. Hakk’ın huzurunda rezil olmaktır.

Nitekim, Hasan bin Ali’den, Hz. Aişe (anha)’dan ve Hasan-ı Basrî’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resulullah efendimiz(a.s.) şöyle buyurmuştur:
“Kim, iki günü birbirine eşitse zarardadır. Kimin günü dününe göre, kötülükle geçiyorsa o mahrum olanlardandır. Kimin günü de ziyadesiz geçerse o apaçık bir noksanlık içerisindedir. Bu haliyle ölüm ona daha hayırlıdır.”

Ahmed dedi ki:

İki günü bir olan kimse aldanmıştır ve şüpheye kapılmıştır.
Yakînsiz kimse aptallık içinde yaşar.
Boş torba gibi içi havayla dolu olur.
Bu kapıyı reddeden Cehennem’e doğru gider;
yangın ve izdi rap içinde kalır.

İbnü’l-Ata hazretleri şöyle dedi:
“Allah’ın dahil olmadığı hiç bir vakit ve saniye yoktur. Öyleyse her vakit yeniden Allah’ı müşahede et.”
Allah’ı müşahede etmenin yolu zahirî ve bâtınî ibadetleri yerine getirmekle olur. Zahirî ibadetler; namaz, oruç vs. Bâtınî ibadetler ise münacaat, tevcîhât ve tecelliyât ve varidattır. Her vakit için bir ibadet vaz’edilmiştir. Ve ibadetlerin vaktinde eda edilmesi, hassasiyetle yapılması gereken bir husustur. Şayet bir ibadeti zamanında yapamamışsan, onu diğer bir vakitte kaza etmen lazımdır. Nakledildiğine göre birgün Cüneyd hazretleri hüzünlü bir vaziyetteydi. Müridlerden biri onun mahzun olmasının sebebini merak ederek niçin hüzünlü olduğunu sordu. Cüneyd hazretleri cevaben şöyle buyurdu: “Evrad vaktim geçti onun için hüzünlüyüm.” Arkadaşı ona şöyle dedi: “O halde kaza et.” Cüneyd hazretleri, “Nasıl kaza edebilirim. Her vaktin tasarrufu ve faidesi o vakte aittir.” Cüneyd hazretlerinin bu sözü ibadeti ve virdi zamanında eda etmenin hassaslığını ve geçmiş zamandan daha ehemmiyetli olduğunu ifade eder.

Zamanında eda edilmeyen vird kamil olanlarda ciddi bir eksiklik husule getirir. Çünkü virdi olmayanın evradı olmaz, ibn-i Ata hazretleri şöyle buyuruyor:
“Virdi hakir görüp onu bırakmak, dalavere ve sahtekârlıktan başka birşey değildir. Veya virdi birtakım hilelerde kullanmak istidractır. İstidrac ise hile yoluyla insanlara bir kısım hayali göz boyama hadiseleri sergilemektir. Zahirdeki bu muvaffakiyet gibi gözüken göz boyamacılık ekseriyeti virdden yüz çevirtir. Ve ibadetlerde tembelliğe yol açar. İstidrac sayesinde kemale erdiğini zannedenler ibadet ve taati de bırakırlar.”

Mevlânâ hazretleri Mesnevî’sinde şöyle buyurmuştur:
Kendisini her konakta
sofra başına varacak sanmayan kişiye kul olayım.
Adamın, bir gün evine varabilmesi için
birçok konakları terketmesi lazımdır.
Kim kendi noksanını görüp anlarsa,
yedeğinde dokuz at olduğu halde tekemmül yolunda koşar.
Kendisini kâmil sanan, ululuk sahibi
Allah’ın yolunda uçamaz.
Ey mağrur ve sapık!
Canında kendini kâmil sanmaktan daha
beter bir illet olamaz.
Senden bu kendini beğenme illeti
defoluncaya kadar gönlünden de
Çok kan akar, gözünden de!

Bu istidrâcın aslı, hayal ve nefsanî ahvale itimad ve hevâ ve hevese uymakla olur. Sana gereken ise hevâ ve heveslerinin esiri olup o güzelim ömrünü heder etmemendir. Zira ömürde kaçırılan fırsatlar ve kıymetli vakitler tekrar geri dönmez. Güzel vakitlerin kıymetini ise hiçbir şey ödeyemez. Cüneyd hazretleri bu mevzuda şöyle buyurmuştur:
“Kaybolan vaktin değerini hiçbir şey karşılayamaz. Ve vakitten daha aziz birşey yoktur.”

Bu mevzua münasip olarak Mesnevî’de şöyle geçmektedir:
“Birgün Mevlânâ hazretleri mecliste sakin bir vaziyette oturuyorlardı. İnsanlardan birisi meclisteki sükûtu bozmak için lafa girdi; ‘Sultanım, bugün şehre şevketli bir paşa hazretleri geldi. Ve filan Beye, Sultan Alaaddin büyük bir beylik yetkisi verip gitti.’

Bunun üzerine Hz. Mevlânâ şöyle buyurdular:
Öküz gelmiş, eşek gitmiş.
Bize ne bu hikâyeden?
Aman ha, ömür çok azizdir.
Bu arbededen kurtul da gel.

Şeyh hazretleri Fütuhat’ın 92. babında şöyle buyuruyor: Bizim yaranımız dan bazıları seyahatleri esnasında bazı abdallarla karşılaşıyorlarmış. Karşılaştıkları bu şahıslar bulundukları yerin fısk-ı fücura ait ahvalini bir bir anlatıyorlarmış ihvanımıza. Bununla da kalmayıp başlarında bulunan hükümdarın yönetimdeki kusurlarını anlatmışlar. Bunun üzerine ihvanımızdan velî olan birisi kızarak şöyle demiş: “Efendiyle tebâsı arasına girilmez. Sen kim oluyorsun ki, haddine olmayan meselede ahkam kesiyorsun. Eğer bir meşguliyet istiyorsan o da Allah’a taât ve ibadettir. Nazarını Allah’tan başkasına çevirme.” Ne güzel demiş. Çünkü umumun işlerine ait lakırdılarla ömrü telef etmek en büyük ziyandır. Ve en güzel sermayeyi mahvetmektir.

Hz. Ali (ra) şöyle buyurmuşlardır:
“Mü’minin ömrünün kıymet karşılığı yoktur,
Zira fevt olan şeyleri o güzel ömründe idrak eder.”
Eğer sâlik, ömrünü boş yere geçirirse, dünyası da ahireti de hüsrana uğrar.
Yolcu! Kendine gel, kendine…
Vakit geçti; ömür güneşi kuyuya doğruldu.
Bu iki günceğizinde olsun,
kuvvetin varken kocalığını Hak yoluna sarfet.
Elinde kalan şu kadarcık tohumu ek de
şu iki anlık müddetten uzun bir ömür bitsin.
Bu aydın çerağ sönmeden kendine gel de
hemen fitilini düzelt, yağını tazele.
Yarın yaparım deme.
Nice yarınlar geçti.
Ekin zamanı tamamiyle geçmesin.
Uyanık ol.

Minhacü’l Fukara
İsmail Ankaravî Dede

Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe

0