İnabet Nedir ?

İnabet Nedir ?

“Size azap gelmeden önce Rabbinize yönelin ve ona teslim olun. Sonra yardım olunmazsınız.” (Zümer; 54)

İnabet, lügatte rücû demektir. Daha açık ifadeyle, Allah’a yönelip tevbe etmektir. Ancak tevbe ile inabet arasında fark vardır. Tövbe, Allah’a isyan ve muhalefet ettikten sonra Allah’a yönelmek ve af dilemektir. İnabet ise, bir kulun Allah’a isyan etmese bile normal haliyle de O’na tevbe ederek yönelmesidir. Nitekim Osman Mağribî hazretleri dahi bu mevzua muvafık olarak şöyle buyurmuştur: “Bir kimsenin masiyetten ötürü Allah’a yönelmesi tevbedir. Ve ona taib denir, münib denmez.

Münib ise; bütünüyle Rabb’ına yönelen demektir.” Ama Ebu Ali Dekkâk hazretleri tevbeyi üç mertebeye ayırmıştır. Ve bu mertebelerde inabeti, tevbenin orta dereceli olanı diye tarif etmiştir. Ve Şeyhu’l-İslâm hazretleri Menazil-i Sairin’de buyuruyor ki, “İnabet üç şeyden müteşekkildir. Hakk’a rücû eylemek ve bundan taat ve ıslah olmayı gaye edinmektir. Çünkü tevbe, günah ve masiyetten Allah’a sığınmaktır. Ahdine vefa eylemektir. Tövbesinde vermiş olduğu söze sadık kalmaktır.” “Topluca Allah’a tevbe ediniz ey mü’minler!” emrine icabet etmekle, amelini ve taatini ıslah etmiş sayılmaz. Ve bu haliyle de Hakka rücû etmiş sayılmaz.

Tövbe etmenin şartı üçtür. Evvela günahlardan pişman olmak ve onlardan dolayı tevbe etmek gerekir. Farz ve vacip ibadetlerinden kılmayıp da fevt ettiği ibadetleri varsa onları eda etmek lazımdır. Hakka rücû etmek ve ahdine vefa göstermek ise üç şeyle mümkündür. Birincisi, günahlardan alınan lezzeti terketmek lazımdır, ikincisi, günahkârlara karşı tavır almak ve günahlarından dolayı onları ihtar edercesine tahkirle bakmak gerekir. Üçüncüsü, günahkârlara Hakk’tan mağfiret dilemek ve kendisinin onlardan daha günahkar olduğunu kabul etme tevazuunu elden bırakmamaktır.

Buna benzer olarak hâlen tevbe etmek de üç esasa dayanır: Birincisi, “Allah sizi yarattı, ancak siz bunu bilmezsiniz” âyetine binaen tek fiil sahibinin Allah olduğunu kabul etmekle hâl tevbesi gerçekleşir, ikincisi, tevbe edenin Allah karşısında fakrını ve acziyetini ifade eden bir hal içerisine girmesidir. Üçüncüsü, ise “Ölmeden evvel ölünüz” sırrına matuf olarak inabın sırrını anlamasıdır.

Minhacü’l Fukara
İsmail Ankaravî Dede

Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri) ve Yüz Mertebe

0